Duyurular
   22 Mayıs Pazar Hz. Mehdi'nin kutlu doğumu.

   19 Mayıs Perşembe Kerbela şehidi İmam Hüseyin'in oğlu Hz. Ali Ekber'in kutlu doğum günü.

   13 Mayıs Cuma İmam Zeynel Abidin'in mübarek doğumu.

   12 Mayıs Perşembe Kerbela sakisi hz. Ebul fazl Celal Abbas'ın kutlu doğum günü.

   11 Mayıs Çarşamba İmam Hüseyin'in kutlu doğumu.

   11 Mayıs Çarşamba İmam Hüseyin'in kutlu doğumu.

   4 Mayıs Çarşamba Peygamberimizin biseti ve peygamberliğe seçilişi.

   4 Mayıs Çarşamba Peygamberimizin amcası, Hz. Ali'nin babası Hz. Ebu Talib'in vefatı.

   4 Mayıs Çarşamba Peygamberimizin amcası, Hz. Ali'nin babası Hz. Ebu Talib'in vefatı.

   3 Mayıs Salı İmam Musa Kazım'ın Şehadeti.

   23 Nisan Cumartesi Kerbelanın kadın kahramanı Hz. Zeyneb'in şehadeti.

   21 Nisan Perşembe Hz. Ali'nin kutlu doğum günü.

   14 Nisan Perşembe Regaib Gecesi

   11 Nisan pazartesi İmam Ali Naki'nin şehadeti.

   8 Nisan Cuma bir rivayete göre İmam Muhammed Bakır'ın kutlu doğum günü.

   8 Nisan Cuma üç ayların başlangıcı ve Recep Ayına giriş.

   LA İLAHE İLLALLAH, MUHAMMEDUN RESULULLAH, ALİYYUN VELİYYULLAH

   ALEVİLİK İSLAMIN ÖZÜDÜR

   17 Nisan Pazar İmam Hüseyin'in oğlu kerbelanın altı aylık şehidi Hz. Ali Askerin kutlu doğum günü.

   18 Nisan Pazartesi İmam Muhamemd Taki'nin kutlu doğum günü.

   26 Nisan Salı Peygamberimizin oğlu Hz. İbrahim'in 16 aylıkken vefatı.

   2 Mayıs Pazartesi Hz. Ali'nin mübarek eliyle Hayber kalesinin fethedilmesi.

Anket
Sizce Gadiri Hum'da Ne Oldu?
  • Hz. Muhammed s.a.a Allah'ın emriyle Hz. Ali'yi kendisinden sonra halife seçti.
  • Hz. Muhammed s.a.a Müslümanlara Hz. Ali'yi sevmelerini emretti.
  • Bilmiyorum
Video Galerisi
Alıntı Yazılar
Soner Yalçın
Panama Belgeleri’nin sırrı bu mektupta

Hüsnü Mahalli
Hüsnü Mahalli: Yok olmanın hafifliği

Fehim Taştekin
Kürt hesabı!

Alptekin Durusunoğlu
Suudilerin Hizbullah’a armağanı

Son Dakika Haber
    Humusun Önemi

Tarih : 30.10.2012 10:40:09

Humusun Önemi

1. Humus hükmünün önemini açıklar mısınız?

 

          Humus, İslami farzlardan birisidir. Kur'an-ı Kerim, bu hükmün önemini hakkında, onu imanla ilişkilendirmektedir:

"Doğru ile yanlışın ayrılış günü, iki topluluğun karşılaştığı gün, kulumuza indirmiş olduğumuza inanıyorsanız şunu bilin: Ganimet/kazanç olarak elde ettiğiniz şeylerin beşte biri Allah'a, resule, yakınlara, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışa aittir. Allah herşeye kadirdir."[1]

         Humus vermek ve cihat etmek, imandan kaynaklanmaktadır ve onun gerçekliği ve doğruluğu, mal biriktirmekle mücadele etmede ve nefsi, dünyanın aldatıcılığından ve ona bağlılıktan temizlemede ortaya çıkmaktadır.

Allah-u Teâlâ, humusu, Peygamberimiz (s.a.a)'e ve onun değerli soyuna, onların saygınlığını korumak için özel kılmıştır.

          İmam Muhammed Bakır (a.s) şöyle buyurmaktadır: "Hiç kimseye, bizim hakkımızı bize ulaştırıncaya kadar üzerine humus gelen bir malla bir şey alması caiz değildir."[2]

         İmran b. Musa şöyle demektedir: Humus ayetini İmam Muhammed Bakır (a.s)'a okuduğumda bana şöyle buyurdu: "Allah'a ait olan her şey, Peygamber (s.a.a)'e dönmekte ve Peygamber (s.a.a)'e dönen her şey de bize aittir. Allah-u Teâlâ, müminlerin rızıklarını beş kısma ayırmıştır ve bunun bir kısmını Allah yolunda harcamalarını ve diğer dört kısmını ise helal yolda harcamalarını istemiştir. Bu hükümlere uymak zordur ve Allah-u Teâlâ, bu hükme uyan ve zorluklara katlanan kimseleri iman yolunda imtihan etmiştir."[3]

 

2. Humsun farz oluşunun delili - özellikle kazancın humusu - nedir?

          İslam dinindeki en önemli mali farzlardan birisi "Humus"tur ve humus, dinin furuatından ve ibadetlerin bir kısmı olarak sayılmaktadır. Bu yüzden, Allah'a yakınlık (kurbet) kastı ile yapılması gerekmektedir. İslami mezheplerin (Şia ve Sünni) hepsi, humus hükmünün farz oluşunun aslında aynı görüşe sahiptirler. Sadece nelere humus geldiği ve nerelerde harcanması gerektiği hususunda ihtilafları vardır. Zira Ehl-i Sünnetin çoğunluğu, sadece savaş ganimetlerine ve defineye humus geldiğine inanmaktadırlar.[4] Ama Şia fakihleri şöyle inanmaktadırlar: Humus, yedi şeyde farzdır: 1-Savaş ganimetleri 2- Dalgıçlıkla elde edilen mallar (Denize dalarak suyun içinden elde edilen mallar) 3- Define 4- Maden 5- Kazançtan elde edilen kâr 6- Haramla karışmış helal mal 7- Zimmi kafirin, Müslümandan almış olduğu arazi.

İlk beş kısımda Şia, ittifak etmektedir ve son iki kısım ise Şia'nın meşhur görüşüdür. Burada incelediğimiz ve konu ettiğimiz kısım, kazançtan elde edilen kârın humusudur. Allah-u Teala, şöyle buyurmaktadır: " Ganimet/kazanç olarak elde ettiğiniz şeylerin beşte biri Allah'a, resule…" Humus ayeti olarak meşhur olan bu ayet, Şia fakihlerine göre sadece savaş ganimetlerine değil bütün elde elden kazançlara delalet etmektedir. "Ganimet" kelimesinin, sözlük açısından çok geniş bir anlamı vardır ve insanın elde ettiği her türlü kazancı kapsamaktadır.[5]                  

          Savaş ganimeti ve ticaretten elde edilen kazancın her ikisi de ganimet sayılmaktadır ve bu ayet, her ikisini de kapsamı altına almaktadır. Bu ayetin nüzul sebebi, savaş ganimetleri hususunda olsa da "Nüzul sebebi, hiçbir zaman mühassıs (tahsis eden) değildir ve ayeti sadece o konuyla sınırlandıramaz" sözü çok meşhurdur. Ayetullah Burucerdi'nin derslerinde şöyle geçmektedir:

Bu ayetin, belli bir konuda nazil olduğu doğrudur; ama bu, hiçbir zaman mühassıs (tahsis eden) değildir. Humusu, savaş ganimetleri dışındaki hususlarda inkar eden Ehl-i Sünnet alimleri de bu ayetteki nüzul sebebini, tahsis edici ve sınırlayıcı olarak bilmemektedirler ve Bedir Savaşı hususunda nazil olan bu ayeti, bütün savaşlara tatbik etmektedirler. Eğer nüzul sebebi, ayetteki hükmü tahsis ederek sınırlayacaksa bu hükmü, sadece Bedir Savaşına uygulamaları gerekmektedir.[6]

         Bütün bunların yanı sıra, "Sahihe-i Ali b. Mehziyar" olarak meşhur olan muteber bir rivayette, İmam Taki Cevat (a.s), ayette geçen ganimeti, geniş anlamda göz önünde bulundurarak onu, kazanç olarak tefsir etmiştir. Bu rivayetin bir bölümünde şöyle geçmektedir: "Ganimet ve faydalar, her yıl insanlara farzdır; Allah-u Teala şöyle buyurmaktadır: Ganimet/kazanç olarak elde ettiğiniz şeylerin beşte biri Allah'a..."[7]

 

         Bu rivayette İmam (a.s), "Faydalar" kelimesini "Ganimetler" kelimesinin yanına koyarak her ikisini de bu humus ayetinin kapsamı altına almıştır. Hiç şüphesiz "Faydalar" kelimesinden maksat, insana ulaşan her türlü kazanç ve kârdır. Buna göre bütün bu zikredilen örnekler ve karinelerden Kur'an'ın bu ayetinde, kazancın humusu ve onun farz oluşuna olan delalet açık bir şekilde anlaşılmaktadır. Özellikle İmam (a.s), "Ganimet" kelimesini geniş olarak anlamlandırarak bizlere tefsir etmiştir. Eğer birisi, sunulan bütün bu delilleri kabul etmeyerek humusu sadece savaş ganimetleri ile sınırlarsa ona şöyle cevap veririz: Kur'an-ı Kerim'in dışında İmamlar (a.s)'dan, kazancın humsun farz oluşuna delalet eden bir çok rivayet nakledilmiştir[8] ve bütün Şia fakihleri de bu rivayetlere istinat ederek kendi fıkıh kitaplarında zikretmişlerdir.

          Ehl-i Sünnetin çoğunluğu, bir taraftan savaş ganimetleri dışındaki hususlarda humusu inkar etmişler ve diğer taraftan ise diğerleri gibi yetim ve fakirlerin de içlerinde göze çarptığı Ben-i Haşim seyitlerine zekat verilmesini haram saymışlardır. Böylesi bir durumda, Ben-i Haşim seyitlerinden olan fakirler, hangi bütçeden geçimlerini sağlayacaklardır? Hayatın her devresinde ve bütün toplumlarda sürekli savaş olamamaktadır ki onlara bu savaş ganimetlerinden rızıklanmalarını sağlayalım.[9]

 

 

3. Eğer kazanç ve ticaretten elde edilen kârın humusu farz ise neden daha geç teşri edilmiş ve daha sonra masum imamlar (a.s) tarafından farz kılınmıştır?

          Hiç şüphesiz humus ayeti, risalet zamanında nazil olmuş ve Peygamber (s.a.a) de bu farzı uygulamaya geçirmiştir. Bizim için kesin ve net olan Peygamber (s.a.a)'in savaş ganimetlerinin humusunu aldığıdır. Ama kazançtan humus alınması, maslahat gereği Masum İmamlar (a.s) zamanına kadar ertelenmiştir. Belki bu gerekçe ve zorunluluk birkaç konuda özetlenebilir:

a) Humus ile zekat arasındaki fark, zekattan elde edilen faydasının bütün Müslümanlara dönmesidir; ama humus, Peygamber (s.a.a)'in kendi şahsına ve onun yakınlarına özeldir. Bu yüzden onu uygulamayı maslahat görmediler.[10]

b) Peygamber (s.a.a)'in zamanında toplumda genel bir fakirlik hakimdi ve Müslümanlar bu fakirlik yüzünden humus vermeye güçleri yoktu. Bu yüzden Peygamber (s.a.a), kazançtan humus almayı uygulamaya geçirmedi.

c) En önemli olanı ise siyasi etkendi. Siyasi durum; Masum İmamlar (a.s)'ın, İmam Muhammed Bakır (a.s) zamana ve ondan sonrasında da bu ilahi farzı uygulamalarını engellemiştir. Çünkü humusun toplanması devlet yönetiminin görevlerindendi ve kim, ona rakip çıkacak olursa kanunu çiğneyen, yönetime karşı çıkan ve sistem aleyhine silahlanan biri olarak takibe alınmaktaydı. Ama Abbasiler zamanındaki kısmi özgürlük ve oluşan bazı olumlu şartlardan sonra Masum İmamlar (a.s), Müslümanlardan gizli bir şekilde humus alımını başlatmışlardır.[11]   

d) Peygamber (s.a.a), bir taraftan ğayb alemi ile olan irtibatından dolayı kısa bir zaman sonra hilafet ve hükümet işinin asıl çizgisinden çıkarak ona layık olmayan zorbacıların eline geçeceğini bilmekteydi ve diğer taraftan ise humus "Vechu'l Emare (hakim yönetime ait)" olduğu ve mutlaka hakim yöneticiye verilmesi gerektiğinden dolayı eğer Peygamber (s.a.a), kazançtan elde edilen malın humusunu açıklamış olsaydı bu, zalim yöneticilerin elinde bir fırsat olacaktı ve Müslümanların mallarını şer'i kılıfla ellerinden alarak zulümlerini artıracaklardı. Peygamber (s.a.a)'in bu ilahi ilmi, bu şer'i hükmün gizlide kalmasına neden olmuştur.[12]     

 

4. Humsun verilme felsefesi nedir?

          Açıklanan her şey, bizim Kur'an ve sünnetten algıladıklarımız esasıncadır; belki de bize gizli kalan humus hükmünün teşri edilmesinin daha başka birçok hikmet ve nedenleri dahi olabilir:

a) Hiç şüphesiz İslam dini; sadece ahlaki, felsefi veya itikadi bir ekol olarak ortaya çıkmamıştır. Ön görülen bütün maddi ve manevi ihtiyaçlar için kapsayıcı bir din olarak ortaya çıkmıştır. Diğer taraftan bu ilahi mektep, Peygamber (s.a.a)'in zamanında hükümetin kurulması ile birlikte olduğu için bu İslami hükümetin eli altında olan yetimler, hastalar ve sakatlar gibi kimselerin ihtiyaçlarının giderilmesi gerekmekteydi. Allah-u Teâlâ, zekât ayetlerini nazil ederek Peygamberi (s.a.a)'ne rahmet ve yardım elini uzatmış ve zekâtı farz kılarak bu gereksinimi gidermiştir. Bu ilahi farz, gerçekte İslam Toplumuna ait bir maldır ve Ben-i Haşim seyitleri dışındakilere özeldir; çünkü zekâtın harcanacağı yerler belirlenmiştir. Ama İmam (a.s)'ın, hükümetin başında olan birisi unvanı ile belli bir maddi bütçeye ihtiyacı vardır. Onun, İslami sistemin ve toplumun idaresi için büyük bir bütçeye ihtiyacı vardır. Bu nedenden dolayı humus, toplumun zenginlerine farz kılınmıştır.[13] Bu nedenle rivayetlerde humustan "Vechu'l Emare (Hâkim yönetime ait)" unvanı ile bahsedilmektedir.[14]

b) Allah-u Teâlâ, Peygamber (s.a.a)'in izzet ve saygınlığını korumak için Ben-i Haşim fakirlerinin ve ona mensup olanların geçimlerini humusta karar kılmıştır ve onların haklarını, kendisi ve Peygamber (s.a.a)'in hakkı yanında zikrederek onların tahkir edilmelerini engellemiştir. Çünkü bazı kimselerin, fakirlere zekât verilmesinde kendilerinde bir üstünlük ve alan kimsede ise bir hakirlik hissine kapılmaları mümkündür. Ama humusun ve "Vechu'l Emare" unvanında verilen her malda olay tam tersinedir; yani üstünlük alana kimseye aittir.[15]

c) Humus, İmam (a.s)'ın yapmak istediği her hayırlı iş ve maslahat gördüğü her şey için bir bütçedir.[16]

d) Humus, insanın rüşt ve kemal vesilesi olarak sayılmaktadır. Her kesin, her bir görevi yapması ile kemalin bir merhalesine ulaştığı gibi Allah'a yakınlık kastı ile ve dünyevi mala itinasızlığını göstererek vazifesini yapması ile de kendisini günahlardan temizleyerek kemalin bir başka merhalesine ulaşmaktadır.[17]

e) Allah'ın dininin ayakta durması ve İslami hükümetin uygulanabilmesi için – bu, bu mektebin asıl hedeflerindendir[18] – bağımsız ve zekâttan başka bir bütçeye ihtiyaç vardır. Humus, ilahi adalet hükümetine ulaşma yönündeki bir inkılâbın hazinesini temin etmede büyük bir servettir.

Şia mektebinin, dini varlığını korumadaki gücü ve huzur ve ğaybet zamanı boyunca ayakta kalması, humusa dayanmaktadır ve Ehl-i Beyt (a.s) ve onların varisleri olan âlimler humus sayesinde zalimlerin zulmü ve baskısı karşısında Allah yolunda ayakta durabilmişlerdir.

 

5. Neden humus sadece seyitlere verilmesi gerekmektedir? acaba bu iş, bir çeşit ayrıcalık değil midir?

         Bazı müfessirlerin görüşüne göre, zekâtın farz olma hükmü Mekke'de nazil olmuş ve Müslümanlar, bu ilahi farzı yerine getirmekle görevlendirilmişlerdir. Peygamber (s.a.a), Medine'ye gelerek İslami hükümeti oluşturduğu zaman, Allah tarafından, topludaki fakirlerin ihtiyaçlarını gidermek için halktan zekât almakla görevlendirilmiştir; ama Ben-i Haşim seyitlerinin bu bütçeden bir şey almaya hakları yoktu[19] ve bu durum şu iki nedenden dolayı olabilir:

a) Peygamber (s.a.a), kendi yakınlarını toplumun ortak malına musallat kıldı, diye düşmanların eline koz vermemek için. Bu husus, Ben-i Haşim seyitlerinin zekâttan bir pay almalarını engellemiştir.

b) Ben-i Haşim seyitlerinin zekâttan istifade etmeleri, diğerleri için bir üstünlük sayılmakta ve seyitler içinse bir zillet vesilesi olarak görülmektedir. Allah-u Teâlâ, onların makamlarını ve saygınlıklarını korumak için zekâtı onlara haram kılmıştır. Elbette seyitler birbirlerine zekât verebilirler; çünkü böylesi bir durumda üstünlük kurma diye bir şey yoktur.[20]-[21]

              Bu iki husus, bu kesimin humustan mahrum kalmasına neden olmuştur ve diğer taraftan da seyitler içerisinde iş yapamaz, yolda kalmış, yetim ve.. bulunmaktadır ve bunların ihtiyaçları bir şekilde giderilmelidir. Allah-u Teâlâ, bu boşluğu onların saygınlığını koruyarak doldurmak için humus ayetini Bedir Savaşından sonra nazil ederek bu ailenin fakirlerinin ihtiyaçlarının giderileceği yer olarak humusu karar kılmıştır. İslam dininde iki tane sandık vardır: Zekât sandığı ve humus sandığı ve bu ayrım, seyitlerin daha fazla pay almasını sağlamak için değil sadece bu ailenin toplumdaki saygınlığını korumak içindir.

         İslam dininin hedefi, seyit soyunun net ve açık bir şekilde devam etmesi, her hangi bir şekilde kaybolmaması, Peygamber (s.a.a) ve Masum İmamlar (a.s)'ın hatıralarının canlı kalması ve halkın, onlara saygı göstermelerini onların ceddi olan Peygamber (s.a.a)'e saygı göstermek olarak bilmeleridir.[22]



[1]  Enfal Suresi, 41. Ayet.

[2]  Vesailu'ş Şia, c. 6, b. 1, h. 4.

[3]  A.g.e, Humusun Farz Olduğu Şeyler Babı, b. 1, h. 6.

[4]  Şu kaynaklara bakabilirsiniz: Muğniye, Muhammed Cevat, El-Fıkhu Ala'l Mezahibu'l Hamse, s. 186; Hoi, Seyyit Ebu'l Kasım, Müstenedu'l Urvetu'l Vusga, Kitabu'l Hums, s. 197.

[5]  Mecmeu'l Bahreyn, Lisanu'l Arap, Tacu'l Arus, "Ğ-N-M" maddesi.

[6]  Zubdetu'l Megal, s. 5.

[7]  Vesailu'ş Şia, c. 6, b. 8, Humusun Farz Olduğu Şeyler Babı, h. 5. 

[8]  Vesailu'ş Şia, Humusun Farz Olduğu Şeyler Babı ve Enfal Babı.

[9] Müstenedu'l Urvetu'l Vuska, Humus Kitabı, s. 343.

[10] Hoi, Seyit Ebu'l Kasım, Müstenedu'l Urvetu'l Vuska, Kitabu'l Hums, s. 196.

[11]  Müderrisi, Muhammed Taki, Ahkamu'l Hums, s. 16.

[12]  Haşimi Şahrudi, Seyit Mahmut, Kitabu'l Hums, c. 2, s. 45.

[13]  Mekarim Şirazi, Nasır, Yüz Seksen Soru ve Cevap, s. 423-425 ve Taligatun Ala'l Urve, Kitabu'l Hums, s. 392.

[14]  Vesailu'ş Şia, c. 6, Kitabu'l Hums, b. 2, h. 12.

[15]  Vesailu'ş Şia, c. 6, Ebvab-u Kısmeti'l Hums, b. 1, h. 4 ve 8.

[16]  "Allah'a ait olan her şey Peygamber (s.a.a)'e aittir ve Peygamber (s.a.a) maslahat gördüğü her yerde harcayabilir." A.ge. Ebvabu'l Enfal, b. 1, h. 12.

[17] İmam Rıza (a.s)'ın kendi yaranlarından birisine yazmış olduğu bir mektupta şöyle geçmektedir: "Humus verilmesi, rızkın anahtarı ve günahların bağışlanma vesilesidir." A.g.e. Ebvabu'l Enfal, b. 3, h. 2.   

[18] Aynı mektupta geçmektedir: "Humus, Allah'ın dinini uygulamaya geçirmede bize yardımcıdır." A.g.e. Ebvabu'l Enfal, b. 3, h. 2.

[19]  Numune Tefsiri, c. 8, 60'ıncı ayetin tefsirinde, Tövbe Suresi, c. 14, Müminin Suresinin Fazileti.

[20] Vesailu'ş Şia, c. 6, Ebvab-u Kısmetu'l Hums, b. 1, h.8.  

[21] Hz. Ali (a.s) bir rivayette şöyle buyuruştur: "Allah-u Teala, zekatta bize bir hak tanımamıştır ve biz Ehl-i Beyt'i, halkın mallarının kirli kısmını (zekat) yemekten alıkoymuştur." A.g.e. Ebvab-u Kısmetu'l Hums, b. 1, h. 4.  

[22] Şehit Mutahhari, Murteza, Kur'an İle Tanışma, c. 3, s. 83.

 



ETİKETLER