Duyurular
   22 Mayıs Pazar Hz. Mehdi'nin kutlu doğumu.

   19 Mayıs Perşembe Kerbela şehidi İmam Hüseyin'in oğlu Hz. Ali Ekber'in kutlu doğum günü.

   13 Mayıs Cuma İmam Zeynel Abidin'in mübarek doğumu.

   12 Mayıs Perşembe Kerbela sakisi hz. Ebul fazl Celal Abbas'ın kutlu doğum günü.

   11 Mayıs Çarşamba İmam Hüseyin'in kutlu doğumu.

   11 Mayıs Çarşamba İmam Hüseyin'in kutlu doğumu.

   4 Mayıs Çarşamba Peygamberimizin biseti ve peygamberliğe seçilişi.

   4 Mayıs Çarşamba Peygamberimizin amcası, Hz. Ali'nin babası Hz. Ebu Talib'in vefatı.

   4 Mayıs Çarşamba Peygamberimizin amcası, Hz. Ali'nin babası Hz. Ebu Talib'in vefatı.

   3 Mayıs Salı İmam Musa Kazım'ın Şehadeti.

   23 Nisan Cumartesi Kerbelanın kadın kahramanı Hz. Zeyneb'in şehadeti.

   21 Nisan Perşembe Hz. Ali'nin kutlu doğum günü.

   14 Nisan Perşembe Regaib Gecesi

   11 Nisan pazartesi İmam Ali Naki'nin şehadeti.

   8 Nisan Cuma bir rivayete göre İmam Muhammed Bakır'ın kutlu doğum günü.

   8 Nisan Cuma üç ayların başlangıcı ve Recep Ayına giriş.

   LA İLAHE İLLALLAH, MUHAMMEDUN RESULULLAH, ALİYYUN VELİYYULLAH

   ALEVİLİK İSLAMIN ÖZÜDÜR

   17 Nisan Pazar İmam Hüseyin'in oğlu kerbelanın altı aylık şehidi Hz. Ali Askerin kutlu doğum günü.

   18 Nisan Pazartesi İmam Muhamemd Taki'nin kutlu doğum günü.

   26 Nisan Salı Peygamberimizin oğlu Hz. İbrahim'in 16 aylıkken vefatı.

   2 Mayıs Pazartesi Hz. Ali'nin mübarek eliyle Hayber kalesinin fethedilmesi.

Anket
Sizce Gadiri Hum'da Ne Oldu?
  • Hz. Muhammed s.a.a Allah'ın emriyle Hz. Ali'yi kendisinden sonra halife seçti.
  • Hz. Muhammed s.a.a Müslümanlara Hz. Ali'yi sevmelerini emretti.
  • Bilmiyorum
Video Galerisi
Alıntı Yazılar
Soner Yalçın
Panama Belgeleri’nin sırrı bu mektupta

Hüsnü Mahalli
Hüsnü Mahalli: Yok olmanın hafifliği

Fehim Taştekin
Kürt hesabı!

Ahmet Hakan
Çok tuhaf bir 'Atatürk posteri indirildi' tatavası

Alptekin Durusunoğlu
Suudilerin Hizbullah’a armağanı

Son Dakika Haber
    Sünniler neden elleri bağlı olarak namaz kılmaktadırlar?

Tarih : 20.07.2014 16:02:00

Sünniler neden elleri bağlı olarak namaz kılmaktadırlar?

 

 

Soru: Sünnilerin elleri bağlı namaz kılmalarının sebebi nedir? Ne zamandan beri gelenekselleşti? Ve acaba namazda elleri bağlamak namazı batıl eder mi?

 

 

Ehl-i Beyt Haber Ajansı ABNA- Cevap: Şia inancına göre Arapça da adına “tekfir” veya “tekettüf” denilen namazda elleri bağlamak, ikinci halife tarafından gelenekselleştirilmiş ve onun bidatlerinden sayılmaktadır. Peygamber efendimiz (s.a.a) ve birinci halife döneminde bu şekilde namaz kılınmıyordu. Bu açıklamalar rivayetlere dayanılarak söylenilmektedir. 

İmam Muhammed Bakır (a.s) bu konu hakkında şöyle buyurmuştur:

“Namazlarına ihtimam göstererek teveccüh et… Ellerini namazda bağlama, çünkü hiç şüphesiz Mecusiler bu şekilde ellerini bağlardı. (Vesailu’ş Şia, c.4, 15. Bab; namazı bozan şeyler babı) 

Erbe’emie hadisinde Hz. Emire’l Müminin Ali (a.s) şöyle buyurmuştur:

“Müslümanlar namazlarında ellerini bağlayarak Allah Azze ve Celle’nin huzurunda kendilerini kâfirlere yani Mecusilere benzeterek durmasınlar.” (aynı kaynak)

Bilindiği gibi Mecusiler kendi büyükleri ve kralları karşında ellerini ihtiram olsun diye bağlayıp sine veya karınlarının üzerine bırakmaktadırlar. İranlı esirler ikinci halifenin huzuruna getirildiğinde bu şekilde yapmış, bu iş Halife’nin hoşuna gitmiş ve şöyle demiştir:

 “Allah’ın huzurunda namazlarda bu şekilde yapmamız güzel olur. (Belâzürî-Ensabüleşraf kitabı, mustemsik’u Urvetu’l vuska, c.6, s.531 ve mecmeu’l Bahreyn kitabı)

Namazı Bozan Şeylerden Biri Kolları Bağlayarak Namaz Kılmaktır

Bu amel eğer müstehap olsun diye yapılıyorsa, teşrii sayılır. Teşrii (kanun koymak)  ise bidat ve haramdır, çünkü ibadet tevkifidir ve ibadetin şeklini şeriat belirler.

Peygamber efendimiz şöyle buyurmuştur: “Benim kıldığım şekilde namaz kılınız.” Peygamber efendimiz ve ashabı kolu bağlı namaz kılmıyorlardı en azından bu iş şüphelidir. Bundan dolayı kolları namazda bağlamak namazı batıl eden şeylerdendir. Çünkü dinde bidat anlamına gelmektedir. Eğer birisi bu işi ibadet kastıyla yapmazsa, o zaman şayet namazı batıl olur diyemeyiz, ancak bunu kâfirlere (Mecusilere) benzeme açısından ele alırsak bu surette de kâfirlere benzemek haramdır, bu da namazı batıl etmez. Ama hadiste şiddetli bir tonda gelen kâfirlere benzeme olayı o da ibadet esnasında geldiğinden kesinlikle namazı batıl eder. Namazda elleri bağlayarak namaz kılmanın batıl olduğuna dair başka bir delil ise Muhammed b. Müslim’in imam Muhammed Bakır veya Cafer Sadık’tan (a.s) naklettiği bu hadistir: “Kolu bağlı namaz kılmayınız.” Ve Zurare’nin İmam Muhammed Bakır’dan (a.s) naklettiği bu sahih hadis: “Elleri namazda bağlamayın, çünkü bu işi Mecusiler yapardı.” Bu yasaklamalar ibadette olduğu için, ibadetin batıl olduğuna delalet eder.  

Zaten Ehl-i Sünnet'in de dört mezhebinden hiç birisi el bağlamanın farz olduğuna dair fetva vermemiştir. Hanefî, Şafii ve Hanbelî mezheplerinde sünnet olduğu söylenirken, İmam Mâlik’in ise Meşhur fetvasında ellerin namazda açılması ve bağlanmaması gerektiği yönündedir. Bu konuda Ehl-i Sünnet'in şu kaynaklarına baş vurulabilir: (El-Mecmeu’l-Lübâb, C.1, S.71, El-Muğnî, C.1, S.473, El-Hidâye, C.1, S.47, Şerh-u Feth-il Kadir, C.1, S.201, Neyl-ül Evtar, C.2, S.203, Şerh-ul Hidaye,C.1, S.102, El-Mebsut, C.1, S.23-42)[1]

Görüldüğü gibi hiç bir ehli sünnet imamı bunun farz olduğuna dair bir fetva vermemiştir. Hatta burada şunu söyleyebiliriz ki elleri açmak her halükarda ihtiyata daha uygundur. Zira elleri açarak namaz kılmak bütün imamların fetvasına göre yeterlidir ve insan vazifesini eda etmiş olur. En fazlası bir sünneti kaçırmış olur; bu da ona bir sorumluluk getirmez. Ancak elleri bağlamada bu ihtiyat söz konusu değildir, çünkü Ehl-i Beyt İmamlarının hepsi istisnasız ve İmam Malik bunun caiz olmadığını söylemektedirler. Şimdi bu görüş doğru olduğu takdirde, insanın tedbir alabileceği mümkün olduğu halde, caiz olmayan bir şeyi yaptığı ortaya çıkmış olur. Yani bir tarafta elleri bağlayarak namazın bozulma ihtimali söz konusu olacak, diğer taraftan elleri açarak bu ihtimalden kurtulma durumu, çünkü kolları açmak her halükarda tüm mezheplerde caizdir, ama elleri bağlamak iki mezhepte sakıncalıdır, işte bu sakıncalı durumdan kurtulmak için elleri açık bir şekilde yana salarak ihtiyata amel etmek gerekir. (aklın hükmü de bu yöndedir.) 

Burada Ehl-i Sünnet'in (Maliki hariç üç mezhebin: Hanefi, Şafii ve Hanbelî), bu amelin (el bağlamanın) sünnet olduğuna delil olarak gösterdikleri bazı rivayetleri de kısaca ele almamız uygun olur. Onların bu konuda ileri sürdüğü rivayetlerin en önemlilerinin üzerinde durmağa çalışacağız:

1- Sehl b. Sa'd'ın Rivâyeti: Buhârî Ebu Hâzim'den, o da Sehl b. Sa'd'dan şöyle nakletmiştir; dedi ki: İnsanlara, sağ ellerini sol dirseklerinin üzerine koymaları emrediliyordu. Ebu Hâzim Bana göre ravî bunu Resulullah'a isnat etmek istemiştir diye de kendi görüşünü rivayetin altına eklemiştir. Buharî'nin hocası İsmail b. Ebi Üveys ise Sehl b. Sa'd'a isnad etmeden Bu emir Resulullah'a isnat ediliyor tespitinde bulunmuştur. (Feth-ül Bârî Fî Şerh-i Sahih-il Buhârî (İbn-i Hacer), C.2, S.224, Es-Sünen-ül Kübrâ (Beyhakî), C.2, S.28)

Bize göre bu rivayete dayanarak Resulullah'ın (s.a.a) böyle bir emirde bulunduğunu iddia etmek doğru değildir. Çünkü eğer gerçekten Allah'ın Resulü böyle bir şeyi emretseydi, o zaman insanlara böyle emrediliyordu demenin bir anlamı yoktur. Resulullah böyle emrediyordu denmesi gerekirdi. Bu da bu işin Resulullah'tan sonra emir sahibi ve halife olan kimselerden kaynaklandığını gösteriyor. Evet, onlar güya böyle bir şeyin namazda daha çok huşuya vesile olduğu içtihadında bulunarak insanlara namazda böyle yapmalarını emrediyorlardı. İbn-i Hacer'in de bu konuda yaptığı açıklama bunu gösteriyor. O diyor ki: Namazda böyle bir şekle bürünmenin (el bağlamanın) hikmeti, bunun zelil bir yakarışçıya yakışan bir durum olduğudur. Ayrıca bu, insanın boş şeylerle (saçı sakalıyla oynaması gibi) meşgul olmasına engel olur ve huşuya daha yakın bir durumdur. Buharî de bunu düşündüğü için ardından hemen Huşu Bâbı diye bir bâb açmıştır.

Rivayetin altında İsmail'den nakledilen söz de bizce bu işin Resulullah (s.a.a) tarafından değil ondan sonraki emir sahiplerinden kaynaklandığının karinesidir. Zira o diyor ki bu iş Resulullah'a isnat ediliyor. Demek ki Sünnetten olduğu kesin değildir. Sadece bir isnat/dayandırma söz konusudur; isnat edenin de kim olduğu belli değildir. İsmail’in bu açıklaması dikkate alınırsa Sehl b. Sa'd'ın bu rivayetinin merfu' (senedi kopuk) bir durumda olduğu görülür. Böyle bir rivayet de hiçbir zaman başlı başına bir hüccet ve delil sayılmaz. İbn-i Hacer'in açıklaması da bu yöndedir; O diyor ki: Hadis ehlinin ıstılahında bir râvînin şöyle isnat ediliyor demesi o hadisi merfu' (senedi kopuk) olarak Resulullah'tan naklettiğini gösterir. (Feth-ül Bârî Fî Şerh-i Sahih-il Buhârî (İbn-i Hacer), C.2, S.224, 1. dipnot)

İsmail'den önceki Ebu Hâzim'in dipnotuna gelince, gerçi o “bana göre”, Sehl bunu Resulullah'a isnad ediyor diyerek hadisi merfu' olmaktan çıkarmağa çalışıyorsa da bizce bu yeterli değildir. Zira “bana göre” demesi onun da elinde delil olmadığı için bu konuda kesin konuşmadığını ve başkasından duyduğunu göstermektedir.

2- Vâil b. Hacer'in Rivâyeti: Bu rivayet ise birkaç türlü nakledilmiştir:

Müslim Vâil b. Hacer'den şöyle rivayet etmiştir: Resulullah'ı gördüm ki namaza girdiğinde, ellerini kaldırarak tekbir getirdi, sonra elbisesini üzerine sardı ve sağ elini sol elinin üzerine koydu; rukûa gitmek istediğinde ise elini elbisesinden çıkardı ve yukarı kaldırarak tekbir getirip öyle rükûa gitti. (Sahih-i Müslim, C.1, S.382, Namaz Kitabı, Bâb:5)

Evvela bu hadisin senedi zayıftır; zira senedinde Hemmam isimli râvi var. Ricâl âlimlerinden İbn-i Ammâr, onun hakkında O itina edilmeyen bir râvîdir demiştir. Yine Amr b. Şeybe, Affân'dan şöyle nakleder: Yahyâ b. Said Hemmâm'ın naklettiği hadislerin çoğuna itiraz ediyordu. (Hüdes-Sârî, C.1, S.449)

İkinci olarak, bu hadise delil olarak istinad etmek, bir fiile istinat etmektir. Bu ise ancak yapılan fiilin gerekçesi belli olursa doğru olur. Burada ise Allah Resulü'nün neden böyle yaptığı belli değil. Zira hadisin zahirinden anlaşılan şu ki Allah Resulü, elbisesinin etrafını toplayarak onunla göğsünü kapatıp sağ elini sol elinin üzerine koydu. Şimdi bunu bir sünnet olarak mı yaptı; yoksa böylece elbisesinin açılmamasını, bu vesileyle de soğuktan korunmasını sağlamak için mi yaptı? Bizce ikincisinin ihtimali daha büyüktür. En azından bu iki ihtimalin ikisi de söz konusudur. Onun için fiilin kesin nedeni belli olmadığı müddetçe bu rivayet delil olarak gösterilemez. Aksi takdirde namazda elbisenin vücuda sarılmasını da bir sünnet olarak görmemiz gerekir; çünkü râvînin dediğine göre Resulullah namazda bunu da yapmıştır; oysa kimse böyle bir şeyi iddia etmemiştir.

Kaldı ki Resulullah, Muhâcir ve Ensârdan oluşan Medine'deki Müslümanlara, on yılı aşkın bir zaman zarfında sürekli namaz kıldırmış ve bütün fiilleri onun gözünün önünde cereyan etmiştir. Eğer böyle bir şey Resulullah'tan görülmüş olsaydı, bu, yaygın, hatta mütevâtir bir şekilde ashap vasıtasıyla çeşitli kanallardan nakledilir ve sadece Vâil b. Hacer'le sınırlı kalmazdı; hem de böylesine müphem bir şekilde!

Aynı konuda Vail'den birkaç rivayet daha nakledilmiştir ki sırasıyla onların da üzerinde durmağa çalışalım:

Beyhakî kendi senediyle Musa b. Ümeyr'den, o da Alkame b. Vâil'den, o da babası Vâil'den şöyle nakletmiştir: Resulullah namaza durduğunda sol elini sağ eliyle tutardı. Râvî diyor: Ben Alkame'nin de aynı şeyi yaptığını gördüm. (Sünen-i Beyhakî, C.2, S.28)

Evvela, bu rivayetin de senedi zayıftır. Zira senedinde Abdullah b. Cafer b. Necih vardır ki İbn-i Muin onun hakkında: Bir şey değil demiştir. Nesâî ise onun hakkında: O terk edilmiş birisidir tespitinde bulunmuştur. Veki'e onun hadisi getirildiğinde sözü keser (dinlemezdi). Evet onun zayıflığında ittifak edilmiştir. (Delail-üs Sıdk, C.1, S.87)

İkinci olarak, Vâil'in birinci rivayeti hakkında dediğimiz burası için de geçerlidir. Yani burada da bir fiile istinad söz konusudur ve nedeni belli değildir. Sonra Resulullah'ın sürekli bu işi yaptığı vaki olsaydı, meşhur olur ve bunlar hep gözleri önünde cereyan eden onca sahabiden muhtelif kanallardan nakledilirdi; ama öyle olmadığı ortadadır. Hatta râvînin Ben Alkame'nin de öyle yaptığını gördüm demesi, onun da böyle bir şeyden haberi olmadığını ve ilk defa Alkame'de böyle bir şeye rastladığını gösteriyor.

Beyhakî başka bir senetle de bu rivayeti Vâil b. Hacer'den nakletmiştir ki değindiğimiz sorunlar aynen orası için de geçerlidir. Üstelik onun da senedi zayıftır. Çünkü senedinde Abdullah b. Recâ'nın ismi geçmekte. Amr b. Aliyy-il Fellâs onun hakkında şöyle demiştir: Çok karıştırır ve hata yapardı. Nakilleri hüccet ve delil sayılmaz. (Hüdes-Sârî, C.1, S.437)

3- Abdullah b. Mes'ud: Beyhakî Abdullah'tan şöyle nakletmiştir: Ben namaz kılıyordum ve sol elimi sağ elimin üzerine koymuştum. Bunu gören Resulullah (s.a.a), benim sağ elimi sol elimin üzerine koydu. (Sünen-i Beyhakî, C.2, S.28)

Bu rivayetle ilgili olarak iki hususu belirtmekle yetineceğiz birinci olarak bu rivayetin senedi de zayıftır. Çünkü senedinde Haşim b. Beşir vardır ki hadis uydurmakla meşhurdur. (Hude’s-Sârî, C.1, S.449)

İkinci olarak ilk iman edenlerden sayılan Abdullah b. Mesut gibi alim sahabi, nasıl olmuştu da o güne kadar henüz namazın sünnetlerinden bihaber kalmıştı?! Yani o güne kadar bir kere olsun Allah Resulü'nün nasıl namaz kıldığını görmemiş miydi ki böyle basit bir hataya düşmüş olsun?

Konuyla ilgili hatırlatılmasında faydası olacak diğer bir husus da şudur, ister Ehl-i Sünnet, isterse Ehl-i Beyt kaynaklarında birçok hadisler nakledilmiştir ki onlarda Allah Resulü'nün nasıl namaz kıldığı sahabe tarafından izah edilmektedir. Gerçi bunların arasında bir takım farklılıklar mevcuttur; ancak hepsinin ortak bir noktası Allah Resulü'nün namazda elleri bağladığına dair her hangi bir açıklamanın onların hiç birisinde yer almayışıdır. Bunu da bizce böyle bir şeyin esasen söz konusu olmadığına bir karine olarak zikredebiliriz.

Bir diğer husus da şudur ki Ehl-i Sünnet kaynaklarında namazda ellerini açan birçok tabiînin de ismi geçmektedir ki, İbn-i Zübeyr, İbn-i Sirin, İbn-i Müseyyib ve Said b. Cübeyr bunlardan bir kaçıdır. (El-Müsannaf, C.1, S.428)

Yukarıda aktardığımız hususlara dayanarak diyoruz ki bizce el bağlama olayı, ya esasen asılsızdır; ya da bazı Ehl-i Sünnet alimlerinin de değindiği gibi bu bir sünnet değildir. Namazda uzun zaman ayakta duranların istirahat etmesi için böyle yapmaya verilen bir ruhsattır. Mesela İmam Evzâî (Ehl-i Sünnetin büyük alimlerinden biri) bu konuda mükellefin bağlama veya açma hususunda serbest olduğunu söyledikten sonra şöyle demiştir: Elleri birbirinin üzerine koymalarına izin verilmeleri, onlara bir şefkat ve merhametten dolayı idi. Zira onlar uzun uzadıya ayakta ibadete duruyorlardı; öyle ki kan parmaklarının ucuna iniyordu. Bu yüzden rahatlamak için kendilerine Ellerinizi birbirinin üzerine koyarsanız bir sakıncası yoktur denilmiştir. (El-Mebsût, C.1, S.23-42)

Son olarak şunu hatırlatmakta fayda görmekteyiz. O da şudur ki: Peygamber Efendimizin (s.a.a) ifadeleriyle:  iki ağır emanetten biri olan kurtuluş gemisi, hidayet nuru, haktan hiçbir zaman ayrı olmayan… Ehl-i Beyt (a.s), yani evin içini dışındakilerden daha iyi bilen Peygamber’in ev halkı; bu konuda bize bu işin sakıncalı olduğunu ve Mecusilere ait bir gelenek olduğunu vurgulamaktadırlar. Buna binaen taassuptan uzak her akıl sahibi ellerini bağlayarak namaz kılmamalı ve Peygamber’in (s.a.a) sözlerini ve eylemlerini bizlere açık ve net biçimde açıklayan Ehl-i Beyt’e (a.s) bu konuda tabi olmalıdırlar. Onların, hidayet imamı olduklarına inanmasalar da en azından Peygamber evlatlarının evde yaşayanlar olarak, Peygamberin fiil ve amellerini herkesten daha iyi bildiklerine dikkat etmeleri gerekmekte ve Ehl-i Beyti’n de tıpkı evlerinin reisi olan babaları Peygamber efendimiz gibi emin ve doğru oldukları tüm taraflı ve tarafsız tarih kitaplarında yazıldığını nazara almaları gerekmektedir… Hidayet Allah’tandır.

 [1] - Ehl-i Sünnet âlimlerinden Şafii, Ebu Hanife, Ahmet b. Hanbel, İshak, Ebu Sur ve Davut; namazda sağ eli sol elin üzerine koymayı müstehap ve sünnet olarak biliyorlar.(Kaynaklar: el-Mecmu: c.3 s: 311, Fethu’l Aziz c. 3 s: 273, Kifateu’l Ahyar c. 1 s: 71, Rahmetu’l Umme c1 s:41, el-Mebsut Liserahsi c.1 s: 23, Umdetu’l Kari fi Şerhi Sahihi Buhari c. 5 s:279, Bedaiu’s-Senai c.1 s:201, el-Muğni c.1 s: 549, eş-Şerhu’l Kebir c.1 s: 549, Neylu’l Evtar c.2 s:201)

 Ancak İmam Şafii namazda sağ eli sol elin üzerine göbek üstünde koymayı (elleri bağlamayı) sünnet bilmekte (Kaynaklar: el-Mecmu: c.3 s: 313, Fethu’l Aziz c. 3 s: 281, Kifateu’l Ahyar c. 1 s: 71, Rahmetu’l Umme c1 s:41, Muğni c.1 s: 550, el-Mebsut Liserahsi c.1 s: 24, Umdetu’l Kari fi Şerhi Sahihi Buhari c. 5 s:279, Neylu’l Evtar c.2 s:201)

Ebu Hanife,  namazda sağ eli sol elin üstüne koymayı göbek altında koymayı (elleri bağlamayı) sünnet olarak bilmekte ve bu ayrıca Ebu Hureyre’nin de görüşüdür. (Kaynaklar: el-Mebsut Liserahsi c.1 s: 24, el-Lubab c.1 s: 67, Umdetu’l Kari fi Şerhi Sahihi Buhari c. 5 s:279, Bedaiu’s-Senai c.1 s:201, eş-Şerhu’l Kebir c.1 s: 549,

Maliki mezhebinin önderi İmam Malikten ise konuyla ilgili iki farklı fetva vardır. Birinci görüş İmam Şafiinin görüşüdür. İkinci görüş ise namaz esnasında elleri yanlara salmaktır. (Kaynaklar: el-Mecmu: c.3 s: 312, Fethu’l Aziz c. 3 s: 274,  El-Mizan c.1 s: 138, Rahmetu’l Umme c1 s:41, el-Munteki lilbaci c.1 s: 281, Muğni c.1 s: 549, eş-Şerhu’l Kebir c.1 s: 549, Umdetu’l Kari fi Şerhi Sahihi Buhari c. 5 s:279

Ayrıca İmam Malik’ten nakledildiğine göre o sünnet namaz kılarken namazını uzatırsa ellerini bağlarmış ve sünnet namazını kısa tuttuğunda ve farz namazlarında ellerini bağlamazmış. (Kaynaklar: el-Munteki lilbaci c.1 s: 281, el- Mudevvenetu’l Kübra c.1 s: 74, Bidayetu’l Müctehit c.1 s: 137

 



ETİKETLER