Duyurular
   22 Mayıs Pazar Hz. Mehdi'nin kutlu doğumu.

   19 Mayıs Perşembe Kerbela şehidi İmam Hüseyin'in oğlu Hz. Ali Ekber'in kutlu doğum günü.

   13 Mayıs Cuma İmam Zeynel Abidin'in mübarek doğumu.

   12 Mayıs Perşembe Kerbela sakisi hz. Ebul fazl Celal Abbas'ın kutlu doğum günü.

   11 Mayıs Çarşamba İmam Hüseyin'in kutlu doğumu.

   11 Mayıs Çarşamba İmam Hüseyin'in kutlu doğumu.

   4 Mayıs Çarşamba Peygamberimizin biseti ve peygamberliğe seçilişi.

   4 Mayıs Çarşamba Peygamberimizin amcası, Hz. Ali'nin babası Hz. Ebu Talib'in vefatı.

   4 Mayıs Çarşamba Peygamberimizin amcası, Hz. Ali'nin babası Hz. Ebu Talib'in vefatı.

   3 Mayıs Salı İmam Musa Kazım'ın Şehadeti.

   23 Nisan Cumartesi Kerbelanın kadın kahramanı Hz. Zeyneb'in şehadeti.

   21 Nisan Perşembe Hz. Ali'nin kutlu doğum günü.

   14 Nisan Perşembe Regaib Gecesi

   11 Nisan pazartesi İmam Ali Naki'nin şehadeti.

   8 Nisan Cuma bir rivayete göre İmam Muhammed Bakır'ın kutlu doğum günü.

   8 Nisan Cuma üç ayların başlangıcı ve Recep Ayına giriş.

   LA İLAHE İLLALLAH, MUHAMMEDUN RESULULLAH, ALİYYUN VELİYYULLAH

   ALEVİLİK İSLAMIN ÖZÜDÜR

   17 Nisan Pazar İmam Hüseyin'in oğlu kerbelanın altı aylık şehidi Hz. Ali Askerin kutlu doğum günü.

   18 Nisan Pazartesi İmam Muhamemd Taki'nin kutlu doğum günü.

   26 Nisan Salı Peygamberimizin oğlu Hz. İbrahim'in 16 aylıkken vefatı.

   2 Mayıs Pazartesi Hz. Ali'nin mübarek eliyle Hayber kalesinin fethedilmesi.

Anket
Sizce Gadiri Hum'da Ne Oldu?
  • Hz. Muhammed s.a.a Allah'ın emriyle Hz. Ali'yi kendisinden sonra halife seçti.
  • Hz. Muhammed s.a.a Müslümanlara Hz. Ali'yi sevmelerini emretti.
  • Bilmiyorum
Video Galerisi
Alıntı Yazılar
Soner Yalçın
Panama Belgeleri’nin sırrı bu mektupta

Hüsnü Mahalli
Hüsnü Mahalli: Yok olmanın hafifliği

Fehim Taştekin
Kürt hesabı!

Ahmet Hakan
Çok tuhaf bir 'Atatürk posteri indirildi' tatavası

Alptekin Durusunoğlu
Suudilerin Hizbullah’a armağanı

Son Dakika Haber
    Tarihte Sıffin Savaş; Emeviler ve Alevilerin Savaşı

Tarih : 07.10.2013 19:40:12

Tarihte Sıffin Savaş; Emeviler ve Alevilerin Savaşı
 
Muaviye ve Ali'nin (a.s) Savaşa Hazırlanması
 
Muaviye, İmam'ın (a.s) Kûfe'de egemenlik kurmasından, İslâm devletinin birliğini sağlamaya ve Kurân ve Sünnet ışığında İslâm medeniyet binasını kurmaya yönelik hareket çizgisini sürdürmesinden endişeye kapıldı. Bu yüzden Amr b. As'tan yardım istedi. Amr'ın hileciliğine ve hainliğine ihtiyacı vardı. Onunla İslâm'a ve İmam'a (a.s) karşı düşmanlık etmek üzere anlaştı. Amr, Muaviye'nin kendisine gönderdiği mektubu alınca, harekete geçmek için fazla tereddüt etmedi. Dünyevî arzularını gerçekleştirme ihtimali karşısında feda etmeyeceği hiçbir şey yoktu; bu, kendisini cennete götürecek olan dini olsa bile. (1)
 
Amr, Şam'a varır varmaz ağlamaya ve kadınlar gibi velvele koparmaya başladı. (2) Bu, kitleleri saptırma ve aldatmaya yönelik çizgisinin ilk adımıydı. Muaviye ve Amr arasında geçen aldatma ve kandırmaya dayalı sıkı pazarlıktan sonra, İmam'a karşı savaşması karşılığında Mısır vilâyetinin Amr'a verilmesi kararlaştırıldı. Muaviye bu hususta bir de belge yazdı. (3)
 
Sonra, İmam'a (a.s) karşı çıkmanın ve bu hususta sağlam bir çizgi izlemenin plânlarını yapmaya başladılar. Ortak görüşleri, bu hususta düşmanlık, zulüm, hainlik ve azgınlık yolunun izlenmesi yönündeydi.
 
Çünkü amaçlarına ve hedeflerine ulaşmaları için İmam'la (a.s) karşılaşmaktan başka seçenekleri yoktu. İmam (a.s) Peygamber'in (s.a.a) meşru mirasçısı, hak ve adalet bayrağının taşıyıcısıydı.
 
Bu iki adam aslında kendileriyle çelişen, çatışan bir pozisyondaydılar. Çünkü her ikisi de Osman'ı kuşatma altında bulunduğu sırada yalnız bırakmıştı. Ama şimdi plânları, Osman'ın kanlı gömleğinin bir bayrak olarak kullanılmasını gerektiriyordu.
 
Duyguları harekete geçirmenin, bilinçsiz kitleleri kışkırtmanın aracı olarak Osman'ın gömleği minbere konuldu. Gömleği kendilerine Numan b. Beşir getirmişti. Bu gömleği gören insanlar hüngür hüngür ağlıyorlardı. Böylece bilinçsiz kitlelerin ruhlarında derin bir kin ve nefret duygusu, hak ve hidayeti görmeme körlüğü oluştu. (4)
 
Şam halkının Muaviye'ye yardım etmelerinin sağlanması ve savaş amacıyla seferber olması için Amr, Şurahbil b. Simt el-Kindî'nin baş tahrikçi olmasını önerdi. Çünkü Şurahbil ibadetiyle bilinen bir kimseydi ve Şam kabileleri arasında seçkin bir konuma sahipti. Ayrıca İmam'ın (a.s) Muaviye'ye gönderdiği elçisi Cerir'den de nefret ediyordu. Şurahbil, gerçekleri asıl kaynaklarından inceleyen bir kimse olmadığı için kolayca
kandırıldı. Muaviye'den Osman'ın intikamını almasını istedi. Ardından insanları savaşa teşvik etmek için yoğun propaganda yürüttü. (5)
 
Fırat Nehrini Kontrol Etme
 
Şam savaşa hazırlandıktan sonra, Muaviye Şam halkından biat aldı. İmam'ın (a.s) uzun süreden beri Şam'da bekleyen elçisi Cerir aracılığıyla savaşma kararında olduğuna dair bir mektup gönderdi. (6)
 
Ardından Muaviye, büyük bir hızla kuvvetlerini Fırat'ın yukarısındaki Sıffin vadisine doğru sevk etti. Amacı Sıffin vadisini işgal etmek, İmam'ın kuvvetlerinin ilerleyişini engellemek ve onları susuz bırakmaktı.
 
Muaviye, bunun İmam'a (a.s) karşı kazandığı ilk zafer olduğunu tasavvur ediyordu. İmam (a.s), Sıffin'e geç geldiği için, Muaviye'den askerlerinin Fırat suyundan yararlanmalarına müsaade etmesini istedi. Muaviye ve askerleri buna müsaade etmediler. Iraklılar susuzluk çekmeye başladılar. İmam'ın (a.s) üzerinde büyük bir baskı kurulmuştu. Bu kuşatmanın kırılmasını istiyorlardı.
 
Bunun üzerine İmam (a.s) askerlerine Fırat kıyılarına saldırma iznini verdi. Muaviye kuvvetleri tamamıyla Fırat kıyısından sökülüp atıldılar. Ancak İmam (a.s) Şamlılar gibi yapmadı, onlara misliyle karşılık vermedi. Hiçbir saldırıyla karşılaşmaksızın nehrin suyundan istifade etmelerine izin verdi. (7)
 
Barış Girişimleri
 
İmam (a.s), Muaviye'yle yoğun bir yazışma trafiği gerçekleştirdi. Diyalog için birçok kanal açtı. Onu kazanmak ve kendisine biat etmesini sağlamak istiyordu. Ancak Muaviye'nin bu girişimlere cevabı savaş oldu, her yolu deneyerek İmam'ın ve ordusunun işini bitirme çabası içinde olmak oldu. Buna karşılık İmam, Fırat'ın kıyısı ordusu tarafından ele geçirildikten sonra da son bir barış girişiminde daha bulundu. Bu süre içinde geçici bir ateşkes ortamı oluştu. Bu sürede İmam (a.s), Beşir b. Muhsin el-
Ensârî'yi, Said b. Kays el-Hemedanî ve Şebes b. Rib'î et-Temimî'yi elçi olarak Muaviye'ye gönderdi.mOnlara şu tavsiyede bulundu:
 
"Şu adama -Muaviye'ye- gidin. Onu Allah'a, itaate ve cemaate katılmaya davet edin. Muaviye'nin cevabı kılıç ve savaştan başka bir şey olmadı. Elçilere şöyle dedi: "Çıkın yanımdan. Benimle sizin aranızda bundan sonra kılıç konuşacak." (8)
 
Sessizlikten Sonra Savaş
 
Ordular arasında küçük çaplı çarpışmalar oluyordu, ama henüz savaş kızışmamıştı. Her iki taraftan bir grup asker meydana çıkıyor ve çarpışıyorlardı.
 
Hicret'in 37. yılının muharrem ayı girince, iki taraf arasında ateşkes sağlandı. İmam (a.s), sağlanan ateşkesi fırsat bilerek barış yapmanın yollarını aradı. İmam'ın çağrısı belliydi; barış yapmak, ortak bir kelime etrafında birleşmek ve kan dökülmesine son vermek. Muaviye'nin ve Şamlıların istekleri ise, İmam'a (a.s) biat etmemek ve Osman b. Affan'ın intikamını almaktı. (9)
 
Bu sessizlik sadece bir ay sürdü. Küçük çaplı çarpışmalar uzun sürünce, her iki taraf da bundan sıkılmaya başladı. İmam (a.s) askerlerini genel bir saldırı için hazırladı. Muaviye de aynı şeyi yaptı. İki ordu korkunç bir savaşa tutuştu. İmam (a.s) askerlerine hep şunu tavsiye ediyordu:
 
"Onlarla savaştığınız ve onları yenilgiye uğrattığınız zaman, arkasını dönüp kaçanı öldürmeyin, yaralıları öldürmeyin, kimsenin ayıp yerlerini açmayın, öldürülenlere müsle yapmayın (organlarını kesmeyin)." (10)
 
Savaş bütün hızıyla sürüyordu, ordular döne döne savaşıyordu. Bu arada çok sayıda Müslüman ölü ya da yaralı olarak düşmüştü. Bu sayı on binlerle ifade edilir.
 
Ammar b. Yasir'in Öldürülmesi
 
Rivayet edilir ki: Ammar b. Yasir safların arasından öne çıktı ve şöyle dedi:
 
"Batıl taraftarlarının kuşkuya düşecekleri kadar savaşmakta olan bir kavmin yüzlerini görmekteyim. Allah'a yemin ederim ki, onlar bizi yenilgiye uğratsalar ve Hicr'in önlerine kadar kovalasalar da, biz hak üzereyiz, onlar batıl ehlidirler."
 
Sonra Muaviye'nin ordusuna doğru ilerledi. Bir yandan da şu şiiri okuyordu:
 
"Biz dün Kur'ân'ın tenzili için sizinle savaşıyorduk Bugün de tevili için sizinle savaşıyoruz. Size öyle bir darbe indireceğiz ki, baykuşu tünediği yerden kaldırsın Dosta dostu unuttursun. Ya da hakkı yoluna koysun." 
 
Olağan üstü bir cesaretle Muaviye'nin ordusunun saflarının arasına daldı. Tıpkı Resulullah (s.a.a) ile beraber sadık ve ihlaslı biri olarak savaştığı gibi. Bir anda mızraklarla üzerine saldırdılar. Ebu'l- Adiye ve İbn Seksekî mızraklarını ona sapladılar. Rivayete göre, bu ikisi Ammar'ın başını kesip Muaviye'ye götürmek için birbirleriyle yarıştılar. O sırada Abdullah b. Amr b. As orada oturuyordu.nOnlara şöyle dedi:
 
"Biriniz onu arkadaşına gönül rahatlığıyla bağışlasın. Çünkü ben Resulullah'ın (s.a.a) ona şöyle dediğini duydum: "Ey Ammar! Seni zalim ve haddi aşan bir topluluk öldürecek." (11)
 
Ammar'ın o gün savaş meydanına atılmasından dolayı İmam (a.s) sıkıntılıydı, yerinde duramıyordu. Durmadan onu soruyordu. Sonunda şehit düştüğünün haberi geldi. Derhal düştüğü yere koştu. Büyük bir üzüntü duyuyordu, derin bir keder yaşıyordu. Gözlerinden yaşlar dökülüyordu. Öğüt veren bir yardımcısını, güvenilir bir kardeşini kaybetmişti. Sonra namazını kıldı ve defnetti.
 
Ammar'ın şehit düştüğü haberi iki ordu arasında yayıldı. Muaviye ordusunun saflarında büyük bir kargaşa yaşanıyordu. Çünkü Ammar'ın konumunu ve Resulullah'ın onunla ilgili hadisini biliyorlardı. Ancak hile ve aldatma hazır bekliyordu. Bütün basit ve cahilleri kandırmak için fırsat kolluyordu.
 
Muaviye, Ammar'ı öldürenlerin, onu buraya getirenler olduğunu yaydı. Şam'ın basit insanları bu ucuz saptırmaya kanmakta güçlük çekmediler. (12)
 
Rivayete göre, Muaviye'nin bu sözü İmam'a (a.s) ulaştırıldığında şöyle demiştir: "Evet, Hamza'yı da biz öldürdük; çünkü onu Uhud'a biz götürmüştük!" (13)
 
Mushafları Mızrakların Uçlarına Takıp Kaldırma Hilesi
 
Savaş günlerce sürdü. Bu çetin çarpışmalar esnasında İmam'ın (a.s) ashabı sabırlarıyla ve hakkın zaferi uğruna kendilerini feda etmeleriyle belirginleştiler. Sonra İmam askerlerine bir konuşma yaptı ve onları cihada teşvik etti. Şöyle dedi:
 
"Ey insanlar! İşin nereye vardığını biliyorsunuz. Düşmanınızın durumunu da görüyorsunuz. Artık son nefeslerini vermektedirler. Olaylar belirmeye başladığı zaman, başlangıcından hareketle sonucunu görmek mümkündür. Onlar, dine dayanmaksızın size karşı direndiler ve bize birtakım zayiatlar verdiler. Yarın sabahın erken saatlerinde onlara bir saldırı düzenleyeceğim. Onları Allah'ın hakemliğine havale ediyorum." (14)
 
Muaviye bu olayı haber aldı. Şamlılar arasında hezimet belirtileri de baş göstermişti. Derhal danışmak için Amr b. As'ı çağırdı. Ona dedi ki: "Sadece bir gecemiz var. Yarın Ali kesin darbeyi indirmek üzere saldıracaktır. Ne önerirsin?"
 
Amr şöyle dedi: "Benim kanaatime göre, senin adamların, onun adamlarının karşısında direnemezler. Sen de onun gibi değilsin. O bir amaç için seninle savaşıyor, sen başka bir şey için onunla savaşıyorsun. Sen hayatta kalmak istiyorsun, o ölmek istiyor.
 
Iraklılar, senin zafer kazanmandan korkuyorlar; ama Şamlılar Ali'nin zafer kazanmasından korkmuyorlar. Fakat sen onlara bir öneride bulun; bunu kabul etseler de aralarında ihtilâf çıkacak, reddetseler de. Onları, seninle onların arasındaki meselenin çözümü için Allah'ın kitabının hakemliğine çağır." (15)
 
Muaviye derhal mızrakların uçlarına Mushafların takılmasını emretti. Ardından Şamlılar şöyle seslendiler:
 
"Ey Iraklılar! Bu Allah'ın kitabıdır. Başından sonuna kadar bizimle sizin aranızda hakem olsun. Şamlılardan sonra kim Şamlıların sınırlarını koruyacak? Ve Iraklılardan sonra kim Iraklıların sınırlarını koruyacak?"
 
Yanıltma ve şaşırtma amaçlı bu çağrı, İmam'ın (a.s) askerlerinin üzerinde yıldırım etkisi yarattı. İnsanlar dalgalanmaya başladılar. Her kafadan bir ses çıkıyordu. Dediler ki: "Allah'ın kitabına icabet edelim ve ona dönelim."
 
Bu işte en istekli olan kişi, İmam'ın ordusunun büyük komutanlarından biri olan Eş'as b. Kays'tı. İmam (a.s) onlara şöyle dedi:
 
"Ey Allah'ın kulları! Haklılığınız ve doğruluğunuz üzere kalın ve düşmanlarınızla savaşmayı sürdürün. Çünkü Muaviye, Amr b. As, İbn Ebu Muayt, Habib b. Ebu Mesleme, İbn Ebu Sarh ve Dahhak, ne din ehlidirler, ne de Kur'ân ehli. Ben, onları sizden daha iyi tanırım. Çocukluklarında, sonra yetişkinliklerinde onlarla arkadaşlık ettim. En kötü çocuklar, sonra en kötü yetişkinler onlardı.
 
Yazıklar olsun size! Allah'a yemin ederim ki, Mushafları kaldırmalarının tek amacı sizi aldatmak, kararlılığınızı kırmak ve size hile yapmaktır. Söyledikleri haktır; ama bununla batıl amaçlıyorlar."
 
Buna karşılık askerler Emirü'l-Müminin'e (a.s) adıyla hitap ettiler ve dediler ki: "Ey Ali! Allah'ın kitabına davet edildiğin zaman, bu davete uy. Yoksa seni onların eline teslim ederiz veya [Osman] İbn Affan'a yaptığımızı sana da yaparız."
 
İmam'ın (a.s) bu aldatılmışlara karşı yapacak bir şeyi yoktu. Dedi ki:
 
"Eğer bana itaat ediyorsanız, savaşın. Şayet bana başkaldırıyorsanız, istediğinizi yapın." (16)
 
Malik-i Eşter savaş meydanında kahramanca savaşıyordu. Muaviye'nin karargâhına varması an meselesiydi. Emirü'l Müminin'e dediler ki: "Eşter'i yanına çağır..." Fakat Eşter kararlılığından dönmedi ve savaşmaya devam etti. Çünkü o bunun bir hile olduğunu biliyordu. Onlar Eşter'i, geri dönmezse İmam'ı (a.s) öldürmekle tehdit ettiler. Eşter, onları kınayarak savaş meydanından dönmek zorunda kaldı. Onlara şöyle dedi:
 
"Size bir hile yapıldı, siz de bu hileye kandınız. Savaşı bırakmaya çağrıldınız, siz de bu çağrıya olumlu karşılık verdiniz. Ey yüzleri kara olasıcalar! Sizin namazınızın, dünyadan uzaklaşmaya ve Allah'la buluşmaya yönelik olduğunu sanıyorduk. Ama şu firarınız, ölümden dünyaya kaçmaktan başka bir şey değildir." (17)
 
Eşter'in geri dönmesi üzerine insanlar: "İmam razı oldu." dediler. Oysa İmam (a.s) susmuş, tek kelime etmiyordu. Sadece derin bir hüzün içinde başını öne eğmişti. Çünkü hile, askerleri üzerinde etkili olmuştu, artık emrini dinlemiyorlardı. Bir şey yapamıyordu. İçine düştüğü durumu şöyle açıkladı:
 
Dün emir verendim, bu gün emir alan. Dün yasaklayan konumundaydım, bu gün yasak konulan.
 
Tahkim ve Ateşkes Sözleşmesi
 
İmam'ın (a.s) sıkıntısı ordunun kendisini dinlememesiyle bitmedi. Şayet başkaldıranlar, tahkime katılacak temsilcinin seçiminde İmam'a (a.s) uysalardı, görüşmeler yoluyla siyasî bir kazanç sağlayabilirdi.
 
İmam (a.s) kendisini temsil edecek hakem olarak Abdullah b. Abbas veya Malik-i Eşter'i seçmek istedi. Çünkü bunların ihlâslı ve bilinçli kimseler olduklarını biliyordu. Ama aldatılmışlar, Ebu Musa Eş'arî'nin hakem olarak seçilmesinde ısrar ettiler. İmam Ali (a.s) şöyle dedi:
 
"Başta bana isyan ettiniz, bari şimdi isyan etmeyin. Ben Ebu Musa'yı bu işe uygun görmüyorum. Çünkü o güvenilir biri değildir. Cemel Savaşı'na giderken benden ayrıldı ve Küfe' de insanların bana katılmalarını engelledi. Sonra da benden kaçtı. Nihayet ben, birkaç ay sonra ona aman ve can güvenliği verdim de geri döndü." (18)
 
Muaviye ve Amr b. As, İmam'ın (a.s) ordusunu ayrılığa düşürme noktasında amaçlarına ulaşmışlardı.
 
İmam'ın (a.s) kuvvetlerinin içinden Eş'as b. Kays da onlara yardımcı oluyordu. Amr b. As, Şamlıları temsil eden hakem olarak geldi. Hiç kimse de ona itiraz etmedi. Ebu Musa Eş'arî'yle antlaşmanın maddelerini yazacaklardı. Amr sözleşmeye, "Emirü'l-Müminin" ifadesinin yazılmasını kabul etmedi. Bunun üzerine İmam (a.s) şöyle dedi:
 
"Bugün, Hudeybiye gününe benziyor. O zaman Süheyl b. Ömer, Peygamber'e (s.a.a): "Sen Allah'ın Resulü değilsin." demişti. Sonra Resulullah (s.a.a) bana şöyle demişti: "Buna benzer bir olay senin de başına gelecek ve sen haksızlığa uğrayacaksın." (19)
 
Sözleşmenin en önemli maddesi, ateşkes ilânı ve savaşın durmasıyla ilgiliydi. Taraflar, aralarındaki sorunların çözümünde Allah'ın kitabına ve Peygamber'in (s.a.a) Sünnetine başvuracaklardı. Sözleşme Hicrî yılın safer ayında imzalandı. İki hakemin kesin kararının ilânı da aynı yılın ramazan ayına ertelendi. İşin garip tarafı, Osman'ın intikamını alma meselesiyle ilgili tek madde yer almıyordu sözleşmede.
 
Oysa Muaviye ve Peygamber'in salıverdiği İslâm esirlerinden oluşan hizbinin çıkardıkları fitnede kullandıkları en büyük argüman, Osman'ın intikamının alınmasıydı. (20)
 
Bu arada hakemlerin Dûmet'ul-Cendel denilen yerde buluşmaları da kararlaştırıldı.
 
Bilinçli Bir Tavır ve Değerlendirme
 
Rivayete göre, Malik-i Eşter'den şahit olarak sözleşmeye imza atması istenir. Malik-i Eşter bunu reddeder ve şöyle der:
 
"Eğer bu sözleşmede adım geçerse, sağ kolum benimle sabahlamasın ve ondan sonra da sol kolumun bana hiçbir faydası olmasın. Düşmanlarımla ilgili Rabbim tarafından ortaya konulan bir kanıta sahip değil miyim? Siz de zaferi görmemiş miydiniz? (21)
 
Emirü'l Müminin'e (a.s): "Eşter sözleşmeyi imzalamıyor ve onlarla savaşmaktan başka bir öneriyi kabul etmiyor." denildi. Buyurdu ki:
 
"Allah'a yemin ederim ki, ben buna razı değildim ve sizin de razı olmanızı istemedim..."
 
Sonra şöyle dedi:
 
"Keşke, aranızda onun gibi iki kişi daha olsaydı! Keşke, düşmanı benim gözümle gören onun gibi bir kişi daha olsaydı! O zaman derdinizi çekmek bana hafif gelirdi, eğrildikten sonra doğrulmanızı umabilirdim. Ben size engel oldum; ama siz beni dinlemediniz. Siz öyle bir iş yaptınız ki, bununla gücümüz sarsıldı, direncimiz kırıldı; yerini gevşeklik ve alçaklık aldı.
 
 
Kaynaklar:
 
1-Vak'at-u Sıffin, s.34; el-İmame ve's-Siyase, s.116; el-Kâmil Fi't-Tarih, 3/275
5-el-Kâmil Fi't-Tarih, 3/274
3-Vak'at-u Sıffin, s.40; el-İmame ve's-Siyase, s.117
4-Vak'at-u Sıffin, s.37; el-Kâmil Fi't-Tarih, 3/277
5-age. s.46
6-age. s.56
7-Mürucu'z-Zeheb, 2/374; Şerh-u Nehci'l-Belâğa, İbn Ebi'l-Hadid, 3/320; el-Kâmil Fi't-Tarih, 3/283
8-Tarih-i Taberî, 3/569; el-Kâmil Fi't-Tarih, 3/283
9-Vak'at-u Sıffin, s.195; Tarih-i Taberî, 3/570
10-Vak'at-u Sıffin, s.202; Tarih-i Taberî, 4/6
11-Vak'at-u Sıffin, s.340; Tarih-i Taberî, 4/27; el-Ikdu'l-Ferid, 4/341
12-Tarih-i Taberî, 5/653
13-el-Ikdu'l-Ferid, 4/343; Tezkiretü'l-Havass, s.90
14-Süleym b Kays'ın kitabı, s.176; el-Kâmil Fi't-Tarih, 3/310
15-Vak'at-u Sıffin, s.347; Tarih-i Taberî, 4/34
16-Vak'at-u Sıffin, s.481; Tarih-i Taberî, 4/34, 35
17-Nehcü'l-Belâğa, Hutbe: 208
18-Vak'at-u Sıffin, s.499; Tarih-i Taberî, 4/36; el-Kâmil Fi't-Tarih, 3/ 319
19-Vak'at-u Sıffin, s.508; Şerh-u Nehcü'l-Belâğa, 2/232
20-Tarih-i Taberî, 4/40
21-Vak'at-u Sıffin, s.508 Şerh-u Nehcü'l-Belâğa, 2/232