Duyurular
   22 Mayıs Pazar Hz. Mehdi'nin kutlu doğumu.

   19 Mayıs Perşembe Kerbela şehidi İmam Hüseyin'in oğlu Hz. Ali Ekber'in kutlu doğum günü.

   13 Mayıs Cuma İmam Zeynel Abidin'in mübarek doğumu.

   12 Mayıs Perşembe Kerbela sakisi hz. Ebul fazl Celal Abbas'ın kutlu doğum günü.

   11 Mayıs Çarşamba İmam Hüseyin'in kutlu doğumu.

   11 Mayıs Çarşamba İmam Hüseyin'in kutlu doğumu.

   4 Mayıs Çarşamba Peygamberimizin biseti ve peygamberliğe seçilişi.

   4 Mayıs Çarşamba Peygamberimizin amcası, Hz. Ali'nin babası Hz. Ebu Talib'in vefatı.

   4 Mayıs Çarşamba Peygamberimizin amcası, Hz. Ali'nin babası Hz. Ebu Talib'in vefatı.

   3 Mayıs Salı İmam Musa Kazım'ın Şehadeti.

   23 Nisan Cumartesi Kerbelanın kadın kahramanı Hz. Zeyneb'in şehadeti.

   21 Nisan Perşembe Hz. Ali'nin kutlu doğum günü.

   14 Nisan Perşembe Regaib Gecesi

   11 Nisan pazartesi İmam Ali Naki'nin şehadeti.

   8 Nisan Cuma bir rivayete göre İmam Muhammed Bakır'ın kutlu doğum günü.

   8 Nisan Cuma üç ayların başlangıcı ve Recep Ayına giriş.

   LA İLAHE İLLALLAH, MUHAMMEDUN RESULULLAH, ALİYYUN VELİYYULLAH

   ALEVİLİK İSLAMIN ÖZÜDÜR

   17 Nisan Pazar İmam Hüseyin'in oğlu kerbelanın altı aylık şehidi Hz. Ali Askerin kutlu doğum günü.

   18 Nisan Pazartesi İmam Muhamemd Taki'nin kutlu doğum günü.

   26 Nisan Salı Peygamberimizin oğlu Hz. İbrahim'in 16 aylıkken vefatı.

   2 Mayıs Pazartesi Hz. Ali'nin mübarek eliyle Hayber kalesinin fethedilmesi.

Anket
Sizce Gadiri Hum'da Ne Oldu?
  • Hz. Muhammed s.a.a Allah'ın emriyle Hz. Ali'yi kendisinden sonra halife seçti.
  • Hz. Muhammed s.a.a Müslümanlara Hz. Ali'yi sevmelerini emretti.
  • Bilmiyorum
Video Galerisi
Alıntı Yazılar
Soner Yalçın
Panama Belgeleri’nin sırrı bu mektupta

Hüsnü Mahalli
Hüsnü Mahalli: Yok olmanın hafifliği

Fehim Taştekin
Kürt hesabı!

Alptekin Durusunoğlu
Suudilerin Hizbullah’a armağanı

Son Dakika Haber
    FERYADI RUGAYYE

Yazarı : Zeynel Yıldırım | Tarih:10.11.2015 19:16:59

Bugün Muharrem ayının 9. Günüydü, akşam olmuştu. Hafif bir esinti vuruyordu çadırlara. İçim titremişti bi anda.

Gökyüzünde yıldızlar bir dolunay gibi parlıyordu. İçlerinden en parlak beş yıldızı seçmek istedim. Ama sadece dört tane seçebildim. Ne kadar baktıysam da bulamadım beşinci yıldızı.

Sonra hafif bir esinti vurmaya başladı yüzüme. Aniden çadırın içine bir nur girmeye başladı, ardından eşsiz ve güzel bir koku sardı etrafı. “işte” dedim aradığım beşinci yıldız bu olmalı.

İçeri giren babamdı. Oturdu yanıma başımı dizine koydum, sonra hafifçe okşadı yüzümü. “kızım” diyordu sadece, “Kızım halanı sakın üzme” diyordu. Bir an yüzüme ılık bir şey düştü ve yavaş yavaş süzüldü yanağımdan. Ağlıyordu babam biliyordum. İçinde tufanlar kopuyordu, ama hiç belli etmek istemiyordu bana.

Sonra başımı okşadı, okşadı ve okşadı.

 

Güzel bir ses duydum aniden, sabah namazı vakti gelmişti. Her gün Lebbeyk diyerek dinlediğim bu ezan, bu sabah benim içimi burkuyordu. Yoksa bu ezanı bir daha duyamayacak mıydım?

Ve bir namaz kılındı bu sabah.

Aşkın kervanında secdeye kapanıyordu başlar ve Süphanallah diyordu diller. O ne güzel namazdı Ya RAB!

Tekbirinde Allah vardı.

Rükusunda Allah vardı.

Secdesinde Allah vardı.

O Allah diyen diller, inletiyordu Kerbela’yı.

 

İşte babam, başında ceddim Muhammed’in sarığı, sırtında onun cübbesi ve elinde onun kılıcı vardı. Güneş doğmuştu artık ama o güneş yetmiyordu Kerbela’yı aydınlatmaya. Bir an kötü bir ses yankılandı.

 “Abbas” diye haykırıyordu. Bu ses kara yüzlü Şimr’in sesiydi. Amcam duymak istemedi o sesi.

 -Babam “Abbas git bak bakalım ne diyorlar” dedi.

Amcam şimr’in yanına gitti.

Şimr amcama amanname vermişti. Şöyle yazıyordu. “Eğer Hüseyni bırakırsan senin canın amandadır. Medine’ye geri dönebilirsin”.

Amcam sadece bir tebessüm etti Şimr’e ve yırttı o amannameyi.

Sonra bana baktı amcam ve bir tebessümle okşadı yüzümü. “amca” dedim çok susadım bana su getirmeyecek misin?

Amcam, önce bakışlarıyla bi kez daha okşadı yüzümü ve su kırbasını alıp fırata doğru gitti.

Gitti ama sadece feryadı geldi çadırlara amcamın. Bir ses yükseldi fırattan;

“gardaş” dedi , “gardaş ben den sana selam olsun.! Amcam herzaman babama mevlam, efendim derdi, ilk defa gardaş dedi.

Babam dedi “Zeyneb bu kimin sesidir.”

-Halam; “kardeşım Abbasın sesidir.”

O anda elini beline koydu babam ve şöyle haykırdı,

Abbasım kardeşim…! İşte şimdi belim kırıldı, takatim kalmadı.

 

Ağıtlar yükseldi çadırlardan. Feryatlar koptu neyneva çölünde.

Sonra bir sessizlik bürüdü Kerbela’yı, ama o sessizliği ılık bir uğultu bozdu. Hafif bir toz bulutu kapladı saharayı bir an, ve toz bulutunun içinde ay gibi parlayan babam belirdi.

Başındaki sarık, sırtındaki cübbe ve elindeki kılıç ceddim Rasulullaha aitti.

Ve yürüyordu insanlıktan yoksun olan topluluğa karşı.

O yürüyordu, gökte melekler ağlıyordu.

O yürüyordu, attığı her adımda toprak ağlıyordu.

O yürüyordu, fırat ağlıyordu.

Ve o yürüyordu, aldığı her nefeste Allah diyordu.

 

Durdu bi an babam, seslendi kerbela da yatan başsız bedenlere ve kalpleri taş kesilmiş Yezit askerlerine.

“Acaba aranızda Rasulullah’ın torununu savunacak yok mu?”

İşte o an bir ağlama sesi yükseldi çadırdan. Küçük kardeşim Ali Asgar dı ağlayan.

Babam kardeşimin ağlamasını duyunca, halama seslendi;

“Bacı, oğlumu getir ona doya doya sarılayım ve onunla vedalaşayım.

Halam, Ali Asgarı babama verdi, babam kardeşimi aldı kucağına ve bastı bağrına.

Sonra seslendi merhametten yoksun olanlara;

“Hadi benimle savaşıyorsunuz, peki bu küçücük yavrunun suçu ne, ona neden su vermiyorsunuz.”

Babam daha alnındaki teri siliyordu ki, zalim Hermele üç başlı okunu Ali Asgarın boğazına isabet ettirdi. Kardeşimin başı oracıkta geriye düştü. Boğazı kanla dolmuş, o pembe yüzü o anda solmuştu. Babam avcuna dolan kanları göğe fırlattı ve şöyle seslendi Rabbine.

“Allahım bu kurbanı benden kabul et”.

İşte şimdi yalnız kalmıştı babam. Karanlıklar içinde bir tek nur vardı. Zalimler o nuru da söndürmek istiyorlardı. Oysa o Allah’ın nuruydu ve asla sönmeyecekti.

.

.

Bir ok babama doğru geliyordu, “baba” diye haykırdım, “baba beni bırakma.”

Babam beni duymuyordu. Bağırıyordum ama duyuramıyordum sesimi. Gözlerim kararıyor, bir nur uzaklaşıyordu benden, nefesim kesilirken son kez babama haykırdım.

“baba, baba bırakma beni ne olursun bırakma…!

Kan ter içinde uyandım. Ama hâlâ babamı sayıklıyordum. Halam yanıma geldi ve hiçbir şey demeden bastı bağrına beni.

Etrafıma baktım biran, çatısı yıkılmış virane bir yerdi burası. Sonra gökyüzüne baktım. İşte aradığım beşinci yıldız oradaydı.

Ama kalbimde bir eksiklik vardı. “Baba” diye bağırdım, “babamı istiyorum” dedim.

Az sonra önüme bir tepsi konuldu, üzerinde yeşil bir örtü vardı.

Halam tepsiyi getiren kişiye mani olmaya çalışıyor ve “yapma o daha çocuk” diyordu.

Ben halamın ne demek istediğini anlamamıştım. Ama babamın kokusunu alıyordum. Her taraf bir anda babam kokmaya başladı.

Yavaşça tepsinin üzerindeki örtüyü kaldırdım.

 

O anda feryatlar yükseldi harabede. Toprak feryat ediyordu, rüzgâr feryat ediyordu, halam feryat ediyordu, abim Zeynel Abidin feryat ediyordu. Babamın başı tepsinin içinde bana bakıyor ve gülümsüyordu. Sakalı kıpkızıl kana boyanmıştı. Gözleri toprakla dolmuştu.

Daha fazla dayanamadım ve o kanlı başı bastım bağrıma.

 

“Baba” dedim.

Sakalını kim kana boyadı? Oysa ben okşamaya kıyamazdım.

Üşüyorum baba, sarsana yavrunu, okşasana başımı, yine kızım desene bana, şefkat sür saçlarıma.

Üşüyorum baba, hadi sarıl yavruna.

Aç gözlerini son defa, hadi arala aramızdaki kızıl perdeyi. Arala ki göz bebeklerinden cenneti göreyim.

Babam yavaşça gözlerini araladı ve nurdan bir kapı açıldı karşımda. Kevser havuzunu gördüm. Tıpkı babamın dediği gibi.

Sonra gözlerini kapattı babam.

Dayanamadım, babamın başını tekrar sineme bastım. Dünya çekiliyordu ayaklarımın altından, her şey uzaklaşıyordu.

Son kez seslendim var gücümle.

 “Baba, baba işte geldim. Tut elimden götür beni Kevser havuzuna.

 

Kerbela’da açan aşkın güllerine selam olsun.

Hz. Abbas’a selam olsun.

Hz. Ali Ekber’e selam olsun.

Hz.Ali Asgar’a selam olsun.

Hz.Kasım’a selam olsun.

Zalime boyun eğmeyip hakkı hakikati haykıran o yürekli Zeyneb’e selam olsun.

Peygamber goncalarını solduran zalimlere lanet olsun.