Duyurular
   22 Mayıs Pazar Hz. Mehdi'nin kutlu doğumu.

   19 Mayıs Perşembe Kerbela şehidi İmam Hüseyin'in oğlu Hz. Ali Ekber'in kutlu doğum günü.

   13 Mayıs Cuma İmam Zeynel Abidin'in mübarek doğumu.

   12 Mayıs Perşembe Kerbela sakisi hz. Ebul fazl Celal Abbas'ın kutlu doğum günü.

   11 Mayıs Çarşamba İmam Hüseyin'in kutlu doğumu.

   11 Mayıs Çarşamba İmam Hüseyin'in kutlu doğumu.

   4 Mayıs Çarşamba Peygamberimizin biseti ve peygamberliğe seçilişi.

   4 Mayıs Çarşamba Peygamberimizin amcası, Hz. Ali'nin babası Hz. Ebu Talib'in vefatı.

   4 Mayıs Çarşamba Peygamberimizin amcası, Hz. Ali'nin babası Hz. Ebu Talib'in vefatı.

   3 Mayıs Salı İmam Musa Kazım'ın Şehadeti.

   23 Nisan Cumartesi Kerbelanın kadın kahramanı Hz. Zeyneb'in şehadeti.

   21 Nisan Perşembe Hz. Ali'nin kutlu doğum günü.

   14 Nisan Perşembe Regaib Gecesi

   11 Nisan pazartesi İmam Ali Naki'nin şehadeti.

   8 Nisan Cuma bir rivayete göre İmam Muhammed Bakır'ın kutlu doğum günü.

   8 Nisan Cuma üç ayların başlangıcı ve Recep Ayına giriş.

   LA İLAHE İLLALLAH, MUHAMMEDUN RESULULLAH, ALİYYUN VELİYYULLAH

   ALEVİLİK İSLAMIN ÖZÜDÜR

   17 Nisan Pazar İmam Hüseyin'in oğlu kerbelanın altı aylık şehidi Hz. Ali Askerin kutlu doğum günü.

   18 Nisan Pazartesi İmam Muhamemd Taki'nin kutlu doğum günü.

   26 Nisan Salı Peygamberimizin oğlu Hz. İbrahim'in 16 aylıkken vefatı.

   2 Mayıs Pazartesi Hz. Ali'nin mübarek eliyle Hayber kalesinin fethedilmesi.

Anket
Sizce Gadiri Hum'da Ne Oldu?
  • Hz. Muhammed s.a.a Allah'ın emriyle Hz. Ali'yi kendisinden sonra halife seçti.
  • Hz. Muhammed s.a.a Müslümanlara Hz. Ali'yi sevmelerini emretti.
  • Bilmiyorum
Video Galerisi
Alıntı Yazılar
Soner Yalçın
Panama Belgeleri’nin sırrı bu mektupta

Hüsnü Mahalli
Hüsnü Mahalli: Yok olmanın hafifliği

Fehim Taştekin
Kürt hesabı!

Ahmet Hakan
Çok tuhaf bir 'Atatürk posteri indirildi' tatavası

Alptekin Durusunoğlu
Suudilerin Hizbullah’a armağanı

Son Dakika Haber
    Kur’an’a Göre Hz. Ali (a.s)

Yazarı : Özgür ARAPOĞLU | Tarih:31.03.2017 11:16:21

GİRİŞ

Hz. Ali’nin (a.s) kişilik ve karakteristik yapısı, bir kişinin kalemi ve bir makalenin hacmiyle anlatılamayacak kadar çok boyutludur. Bu konuda bir bireyin yapabileceği azami şey, onun fevkalade çarpıcı kişiliğinin boyutlarından bir tanesini incelemeye çalışması olacaktır.[1] Peygamberimiz Hz. Ali (a.s) hakkında şöyle buyurmuştur; “Eğer yeryüzündeki bütün ağaçlar kalem, denizler mürekkep, insan ve cinler kâtip olsalar da Ali b. Ebu Talib’in faziletlerini sayamazlar.”[2]

Mevcut çalışma Hz. Ali’nin (a.s) Kur’an’la olan bağını karşılıklı olarak incelemeye yönelik hazırlanmıştır. Bundan dolayı aşağıdaki başlıklar konunun daha iyi anlaşılması için sunulacaktır.

1-     HZ. ALİ (A.S) VE KUR’AN İLİŞKİSİ

Hz. Ali (a.s) ve Allah’ın yüce kitabı Kur’an’ı Kerim arasında sarsılmaz ilahi bir bağ vardır. Bu bağın temelleri Hz. Ali’nin (a.s) küçük yaşlarda Hz. Muhammed’in (s.a.a) himayesi altına girmesi ve onun yüce ahlaki eğitimde terbiye olmaya başlamasıyla atılmıştır. Öyle ki Hz. Muhammed (s.a.a) ve kendisi arasındaki ilişkiyi şöyle anlatmaktadır: “Resulullah’a ne kadar yakın olduğumu, onun katında nasıl bir mertebeye ulaştığımı bilirsiniz. Çocuktum henüz, o beni bağrına basardı; yatağına alırdı; vücudunu bana sürer, beni koklardı. Lokmayı çiğner, ağzıma verir, yedirirdi. Ne bir yalan söylediğimi duymuştur, ne bir kötülük ettiğimi görmüştür. O, sütten kesildiği andan itibaren Allah, meleklerinden pek büyük bir meleği ona eş etmişti; o melek gece-gündüz, ona yücelikler yolunu gösterirdi; âlem ehlinin en güzel huylarını öğretirdi. Ben de her an, devenin yavrusu, nasıl anasının ardından giderse, onun ardından giderdim; o, her gün bana huylarından birini öğretir, ona uymamı buyururdu. Her yıl Hıra Dağına çekilir, kulluğa koyulurdu. Onu ben görürdüm, başkası görmezdi.”[3]

Hz. Ali’nin (a.s) çocukluğunda başlayan bu ilahi bağ gün geçtikçe sağlamlaştı ve adeta Hz. Ali (a.s) ve Kur’an birbiriyle özdeşleştiler. Bundan dolayı Peygamber efendimiz (s.a.a) Hz. Ali’nin (a.s) üstünlüklerini sahabelerine öğretmek istediğinde, onu Kur’an ayet ve surelerine benzeterek açıklıyordu. Abdullah b. Abbas Peygamberin (s.a.a) şöyle buyurduğunu nakletmiştir: “ Ey Ali! İnsanlar arasında senin örneğin, İhlas Suresinin Kur’an’daki durumu gibidir. Her kim İhlas Suresini bir defa okursa Kur’an’ın üçte birini okumuş gibidir, her kim iki defa okursa sanki Kur’an’ın üçte ikisini okumuş gibidir, her kim üç defa okursa sanki Kur’an’ın tamamını okumuş gibidir.

Aynı şekilde sen de ya Ali! Her kim seni kalbiyle severse imanının üçte biri tamamlanır. Her kim seni kalbi ve diliyle severse imanının üçte ikisi tamamlanır. Her kim seni kalbi, dili ve davranışlarıyla severse imanı kâmil olur. Beni hak üzere gönderene andolsun ki; eğer yeryüzü ehli seni gökyüzü ehli gibi sevmiş olsaydı, Allah hiç kimseye ateşle azap etmezdi.”[4]

Bu ilişki doğrultusunda yüce İslam Peygamberi (s.a.a) çeşitli zamanlarda ve mübarek ömrünün son demlerinde bu sarsılmaz bağa vurgu yapıyordu ve insanlığın yegâne kurtuluş anahtarının Kur’an ve Hz. Ali’ye (a.s) uymak olduğunu ısrarla şöyle açıklıyordu: “Ben sizin aranızda iki değerli paha biçilmez emanet bırakıyorum; Biri gökten yeryüzüne uzanan Allah’ın ipi Kur’an, diğeri de itretim olan Ehl-i Beyt’im’dir.[5] Bu ikisine sarılırsanız kıyamet günü Kevser Havuzunun başında bana ulaşıncaya kadar asla yolunuzu şaşırmazsınız.”[6]

Hz. Ali (a.s) de Kur’an’la olan sıkı bağını şu sözlerle beyan etmiştir: “Şüphesiz Kur’an benimledir ve sahip olduğumdan beri de ondan ayrılmadım.”[7]

 

2-     HZ. ALİ’NİN (A.S) KUR’AN BİLGİSİ

Peygamberin (s.a.a) vefatından sonra Kur’an’ın toplatılmasıyla meşgul olan ilk kişi Hz. Ali’dir.[8] Hz. Ali (a.s) bu işi yapmak için altı ayını vermiş ve Kur’an’ı bir Mushaf haline getirmiştir. Gece-gündüzünü tek amaç ve gaye olarak Allah’ın son evrensel mesajının insanlara daha iyi anlaşılması için harcamıştır. Ancak dönemin siyasi otoritelerince çeşitli sebeplerden dolayı kabul görmemiştir. Kur’an’ı anlama ve inceliklerini keşfetme hususunda bu Mushaf’ın büyük bir önemi vardır. Hz. Ali (a.s)  bu Mushaf’ta Kur’an’ın ayetlerinin Peygamberden (s.a.a) öğrendiği tefsirini de yapmıştır. İslam dünyasının büyük müfessiri Abdullah b. Abbas’ın öğrencisi İkrime şu itirafta bulunmuştur: “ Eğer insanlar ve cinler bir araya gelip el ele vererek Ali (a.s) gibi Kur’an’ı toplamaya çalışsalar yine de bunu başaramazlar.”[9] Yine Kelbi Hz. Ali’nin (a.s) Mushaf’ının önemi hususunda şöyle demiştir: “Eğer Ali’nin (a.s) Mushaf’ı bulunmuş olsaydı birçok ilim dalına da ulaşılacaktı.”[10]  Bu Mushaf’ın Hz. Ali’den (a.s) sonra masum imamlara nesilden nesle miras kaldığı göz önünde bulundurulduğunda İmamların Kelbi’nin belirttiği ilimlere ulaştığı malum olmaktadır.   

Hz. Ali’nin (a.s)  Mushaf’ının ve tefsir bilgisinin önemini ve bu bilgiye olan ihtiyacı daha iyi anlamak için, Peygamberin (s.a.a) sahabeleri ve İslam dünyasının değerli yazarlarından bazılarının görüşüne nakletmek yeterli olacaktır.  

Nehcul Belağa’nın şarihlerinden İbni Ebi’l Hadit, Hz. Ali’nin (a.s) tefsir bilgisi hakkında kitabının başında şu cümleleri kullanmaktadır: “ Tefsir ilmi ondan ser çeşme bulmuştur ve onun öğretileri sayesinde gelişmiştir. Tefsir kitaplarına müracaat ettiğin zaman bu sözün sağlamlığını kavrayacaksın. Abdullah b. Abbas’ın tefsir ilmini ondan aldığı herkese malumdur.[11] Buna binaen Abdullah b. Abbas Hz. Ali’nin (a.s) Kur’an hakkındaki derin bilgisi hususunda şu cümleleri sarf etmiştir: “ Ali’nin (a.s) Kur’an bilgisi yanında benim bilgim engin bir okyanus karşısında kurumuş bir göl gibidir.”[12]

Enes b. Malik Peygamberin (s.a.a) şöyle buyurduğunu nakletmiştir: “Ali benden sonra insanların bilmedikleri hususlarda Kur’an’ın tevilini (batıni yorumlarını) onlara öğretecektir.”[13]

Abdullah b. Ömer şöyle demiştir: “Allah’ın Muhammed’e (s.a.a) indirdiği şeyler hususunda insanların en bilgesi Ali’dir (a.s).”[14]

Ebu Abdurrahman Sulemi şöyle demiştir: “Ali b. Ebu Talib’ten (a.s) daha düzgün Kur’an okuyan kişiyi görmedim. O sürekli şöyle derdi: “Sorun benden, Allah’a andolsun ki Allah’ın kitabı hakkında neyi sorarsanız cevabını veririm. Gece mi indi, gündüz mü; düzlükte mi indi yoksa dağda mı?”[15]

Ümmül Müminin Aişe şöyle demiştir: “Muhammed’e (s.a.a) inen şeyler hususunda Ali (a.s), Muhammed’in (s.a.a) ashabının en bilgesiydi.”[16]

Hz. Ali (a.s) de kendi Kur’an bilgisi hakkında şöyle buyurmuştur: “Kur’an’da bulunan bütün ayetleri Allah Resulüne (s.a.a) okudum. O da bana manalarını öğretti.”[17], “ Muhammed’in (s.a.a) zamanında her gün başımı yastığa koymadan ve gözlerimi yummadan önce, o günde Cebrail tarafından inen helal, haram, sünnet, kitap, emir ve yasakları ve kimin hakkında indiğini öğrenirdim.”[18], “Hiçbir ayet inmemiştir ki ben onun niçin indiğini, nerede indiğini, kimin hakkında indiğini bilmemiş olayım. Doğrusu rabbim bana düşünen bir kalp ve beyan yeteneği olan bir dil bahşetmiştir.”[19] Süleym b. Kays Hilali, Hz. Ali’nin (a.s) şöyle buyurduğunu nakletmiştir: “Allah Resulüne inen her ayeti Peygamber (s.a.a) bana okurdu. Ben kendi hattımla onları yazardım. Bana onların tevilini, tefsirini, neshini, mensuhunu, muhkemini, müteşabihini öğretirdi. Bana öğrettiklerini kavratması ve ezberletmesi için Allah’a dua ederdi. Ben de bana öğretilenlerin bir harfini bile unutmadım.”[20]

 

3-     HZ. ALİ’NİN (A.S) KUR’AN’A BAKIŞI

Kur’an ve Hz. Ali (a.s) arasındaki bağ ve Hz. Ali’nin (a.s) Kur’an bilgisi göz önünde bulundurularak onun Kur’an’a bakışını da incelememiz gerekir.

Hz. Ali (a.s), Kur’an’ın anlaşılmasının kaide ve kuralları olduğunu, onda gelen hükümlerin helal-haram çizgisinde dereceleri olduğunu şu sözlerle bildirmektedir; “Rabbinizin  kitabı sizdedir, yanınızdadır; helâlini de apaçık göstermededir, haramını da. Farzlarını da apaçık bildirmededir, üstün işlerini de. Bir hükmü kaldıran ayeti de açıklamıştır, hükmü kaldırılan ayeti de. Ruhsatlarını da bildirmiştir, azimetlerini de. Anlamı hususi olan da apaçıktır, umumi olan da. İbretleri de meydandadır, örnekleri de. Mutlak olanı da bildirilmiştir, mukayyet olanı da. Anlamı herkesçe anlaşılanı da beyan edilmiştir, anlaşılmayanı da. Kısaca anlatılanları tefsir edilmiştir, müşkül anlaşılanları açıklanmış, bildirilmiştir. Öyle hükümleri vardır ki, o kitabın, mutlaka bilinmesi için ahit alınmıştır, öyle hükümleri de vardır ki kulların, onları bilmemesi de câiz sayılmıştır. Öyle ayetleri vardır ki kitapta farzdır da neshedilişi, sünnetle bildirilmiştir. Öyle ayetleri de vardır ki sünnetle vacip olmuştur, kitaptaysa terk edilmesine ruhsat verilmiştir. Bazı hükümleri vaktinde vaciptir, ileri zamanlarda hükmü geçer. Haramlarının da hükümleri çeşit çeşittir; öyle büyük haramlar vardır ki onları yapana cehennem vardır; öyle küçükleri de vardır ki onları yapanların suçlarını örter, bağışlar. Öyle hükümleri vardır ki en azı da makbuldür, en çoğu da yapılabilir.”[21]

Hz. Ali’nin (a.s) gözünde Kur'an, öğüdü aldatmayan, saptırmayıp doğru yolu gösteren, sözünde yalan olmayan bir nasihatçidir, Kur’an’la oturup kalkan kimse bir artma ve bir de eksilme ile kalkar: Hidayetinde artma, körlüğünde eksilme olur. Kur'an'a uyduktan sonra yoksulluk, Kur'an'a uymadan önce de zenginlik gelmez. Dertlere şifa, zorluklar karşı yardım dileme aracıdır. Kur’an, küfür, nifak, azgınlık ve sapıklık gibi en büyük dertlere devadır. Onunla Allah'tan istekte bulunan, onun sevgisiyle Allah'a yönelir.[22]

 

Hz. Ali’ye (a.s)  göre Kur’an, hak-batıl ölçüsü ve kıyamet gününün şefaatçisidir. Bundan dolayı dünyevi istek, arzu ve makama ulaşma aracı olarak kullanılmamalıdır; “Onun vasıtasıyla halktan bir şey istemeyin. (Maddi kazançlar elde etmek için Kur'an'ı araç edinmeyin.) Çünkü kulları ona benzeyen, (ona denk) başka bir şeyle Allah'a yönelmemişlerdir. Bilin ki o şefaati kabul edilmiş şefaatçi ve sözü onaylanmış bir konuşmacıdır. Şüphesiz Kur'an kıyamet gününde kime şefaat ederse şefaati kabul olur ve Kur'an kıyamet gününde kimin aleyhinde söz söylerse sözü makbul sayılır.[23]

 

Hz. Ali (a.s), yegâne kurtuluş aracının Kur’an’a uymak ve dünyada onun eğiti ve öğretilerini yaşam tarzı haline getirmek olduğunu şu sözlerle beyan etmiştir: “Şüphe yok ki kıyamet günü bir münadi şöyle çağrı yapar; "Kur'an'dan başka bir şey eken kimse bugün ektiği tohum ve yaptığı ameller sebebiyle belaya düşecektir. "O halde siz de Kur'an'ı ekip, ona uyanlardan olun. Rabbinizi onunla tanıyın, onu kendinize nasihatçi sayın. Ona uyma­yan fikirlerinizi suçlayın, ayrı düşen isteklerinizi doğrulamayın...”[24]

 

Hz. Ali (a.s) açısında Kur’an; “Gerçekten zahiri/dışı güzel mi güzel, batını/içyüzü oldukça derin mi derindir. İlginç şeyleri asla bitmez. Esrarı ve nükteleri sona ermez. Karanlıklar ancak onunla keşfolur, aydınlanır"[25], sözlerin en güzeli, öğütlerin en kâmilidir…gönüllerin baharıdır….”[26]

 

4-     KUR’AN’DA  HZ. ALİ (A.S)

Her ne kadar Hz. Ali’nin (a.s) Mushafı dönemin siyasi otoritelerince kabul görmemiş olsa, insanlar onun engin ilim okyanusundan kana kana içemeseler de, Hz. Ali’nin (a.s) kendisi yaşayan Kur’an olarak en büyük Kur’an tefsiridir diyebiliriz. Hz. Ali’nin (a.s) yaşantısının tamamı Kur’an’ın eğiti ve öğretileri doğrultusundaydı.

Peygamberimize (s.a.a) inen Kur’an ayetlerine herkesten önce amel eden Hz. Ali (a.s) olmuştur. Örneğin: “Ey inananlar, Peygamberle gizlice konuşacağınız vakit, konuşmaya başlamadan bir sadaka verin; bu, sizin için hem daha hayırlıdır, hem de daha temiz; bulamazsanız artık Allah, suçları örter, rahîmdir.”[27] Ayeti hakkında Kur’an Müfessiri Mücahit şu yorumu yapmıştır: “Bu ayet indikten sonra Ali b. Ebu Talib’in  (a.s)  dışında hiç kimse Peygamberle (s.a.a)  gizli konuşmaya yanaşmadı.”[28] Hz. Ali (a.s) de konu hakkında şunları buyurmuştur: “Kur’an’da bir ayet var ki ona ne benden önce birisi amel etmiştir, ne de benden sonra birisi amel edecektir. Bir dinarım vardı. On ikiye böldüm ayet nesh oluncaya kadar Peygamberle özel olarak görüşeceğim zaman önce sadaka verir ardından özel olarak görüşürdüm.”[29]

 

 İslam dünyasının meşhur Kur’an müfessiri Abdullah b. Abbas, Hz. Ali’nin (a.s)  Kur’an’daki konumu hakkında şöyle demiştir: “Allah’ın kitabında Ali (a.s) hakkında ayet indiği kadar kimse hakkında inmemiştir.”[30]

Kur’an müfessiri Mücahit ise Hz. Ali’nin (a.s)  Kur’an’da özel bir yere sahip olduğunu şu cümlelerle belirtmiştir: “Ali (a.s) hakkında kimsenin ona ortak olmadığı yetmiş ayet nazil olmuştur.”[31]Bu hadisin bir benzeri de Zeyd b. Rumman’dan nakledilmiştir.”[32] Yine benzer bir hadiste de Abdurrahman b. Ebu Leyla Hz. Ali’ye (a.s) özel inen seksen ayet olduğunu vurgulamıştır.[33]    

Sahabe Huzayfe b. Yeman Kur’an’da müm,nlere yönelik gelen hitapların başını Hz. Ali’nin çektiğini belirten şu sözleri şöyşemiştir: “Kur’an’da “Ey inananlar” diye hitap olunan ayetlerin hepsinde Ali onların özü ve aslıdır.”[34] Benzer bir hadiste de İkrime Abdullah b. Abbas’tan şöyle nakletmiştir: “Allah’ın Kur’an’da indirdiği “Ey inananlar” hitabında her zaman Ali (a.s) o hitabın başı ve öncüsüydü. Allah, Kur’an’da Muhammed’in ümmetini (defalarca), yermesine rağmen, Ali’yi (a.s) hayırdan başka bir şekilde anmamıştır.”[35] Bu hadisin bir benzeri de Mücahit bin Cebr tarafından nakledilmiştir.[36]

Yaptığı davranışların ilahi öğretilere uygunluğu neticesinde amelleri Allah tarafından vahiyle desteklenen kişinin yine Hz. Ali’ (a.s) olduğunu görmekteyiz.  Bunun örnekleri aşağıda sunulacaktır.  

 

Kur’an’da Hz. Ali’ye (a.s)   Örnekler;

Hz. Ali’nin (a.s) Kur’an’daki değeri ve konumu hususunda yapılan en değerli çalışmalardan birisi, hicri altıncı yüzyıl bilge yazarlarından Hakimi Haskani adıyla meşhur, Ebu’l Kasım Ubeydullah b. Abdullah b. Ahmet b. Muhammed b. Ahmet b. Muhammed Haskani Kureşi Amidi Nişaburi’dir. Haskani üçüncü Halife Osman b. Affan zamanında Horasını fetheden Emir Abdullah b. Amir b. Kureyz’in soyundandır.[37] Haskani Ehl-i Sünnet İnancına Mensuptur ve Hanefi mezhebindendir.[38]

 

Hakimi Haskani’nin kaleme aldığı “Şevahidu’t-tenzil li-gavaidi’t-tafzil” kitabı Hz. Ali’nin (a.s) fazilet ve menkıbeleri hususunda yazılmış en eski önemli eserlerdendir.

Hakim Haskani Hz. Ali’nin (a.s) Kur’ansal üstünlüklerini altı fasılda anlattıktan sonra Fatiha Suresinden başlayarak Kur’an’da Hz. Ali’nin (a.s) özelliklerini mevcut Mushaf’taki tertip üzerine iki ciltte açıklamaya başlıyor. Şimdi birkaç örneği inceleyelim:

1-                  Fatiha Suresi ve “ Sıratal Mustakim/Bizi doğru yola ilet.” ayeti;

 Abdullah b. Abbas Peygamberin (s.a.a) Ali b. Ebu Talip (a.s)  hakkında şöyle buyurduğunu nakletmiştir: “Sen apaçık bir yolsun, sen Sırat’al müstakimsin… [39] Konuyla ilgili ondan fazla hadis, mezkur kaynakta mevcuttur. İmam Cafer Sadık’tan (a.s) da benzer bir rivayet nakledilmiştir.[40]

2-                  Bakara Suresi ve “Muttakiler için yol göstericidir.” ayeti;

Abdullah b. Abbas, “Bu, bir kitaptır ki onda şüphe yok. Takvâ sahiplerine yol göstericidir.” ayeti hakkında şöyle tefsir yapmıştır: “Yani; Allah katından indiğine şüphe yoktur. “Yol Göstericidir” Yani; Açıklama ve nurdur. “Takvalılar İçin” (Takvalılardan kasıt) Ali b. Ebu Talib’tir (a.s). Bir göz açıp kapayıncaya kadar dahi Allah’a şirk koşmamıştır. Şirkten ve puta tapmaktan sakınmıştır. İbadetini yalnız Allah için halis kılmıştır. O ve taraftarları kıyamet günü hesapsız olarak cennete girecekleridir.” [41] İmam Cafer Sadık’tan (a.s)  nakledilen bir hadiste de doğru yolu bulan Takvalılar Hz. Ali’nin (a.s) taraftarları olarak beyan edilmiştir.[42] Taraftarları hidayet bulan İmam hiç şüphe yoktur ki hidayetin ta kendisidir.  

3-                  Bakara Suresi ve “Sadaka” Ayeti;

“Mallarını gece ve gündüz, gizli ve açık harcayanlar yok mu, onların ecirleri, Rableri katındadır ve onlara ne korku vardır, ne de mahzun olurlar.”[43] ayeti hakkında Kur’an Müfessiri Abdullah b. Abbas ve şöyle açıklamada bulunmuşlardır: “Bu ayet Ali b. Ebu Talib (a.s) hakkında nazil olmuştur. Dört dirhemi vardı. Bir tanesini gece, bir tanesini gündüz; birini açıkta ve biriniz gizlide sadaka olarak verdi.”[44]

4-                  Bakara Suresi ve “Leyletul Mebit” ayeti;

Said b. Hudri şöyle nakletmiştir: “Peygamber (s.a.a) hicret gecesi mağaraya giderken, Ali b. Ebu Talib (a.s) (müşriklerin olayı fark etmemeleri için) Allah Resulünün (s.a.a) yatağına yatmıştır. Bu esnada Allah, Cebrail ve Mikail’e şöyle vahiyde bulunmuştur; “İkiniz arasında kardeşlik bağı oluşturdum. Ancak birinizin ömrü diğerinde daha fazla olacak. Sizden hanginiz dostuna ve kardeşine ömrünü feda etmeye hazır? Meleklerin ikisi de hayatı seçti ve fedakârlıktan kaçındı. Allah onlara şöyle vahiyde bulundu; Ali b. Ebu Talip kadar olamadınız. Ben onunla elçim Muhammed arasında kardeşlik bağı kurdum. Ali, Muhammed’in yatağına yatarak canıyla onu korudu. Öyleyse yeryüzüne inin ve Ali’yi düşmanlarından koruyun. Her ikisi de yeryüzüne indi. Cebrail başucunda, Mikail de ayakucunda onu koruyorlardı. Bu esnada Cebrail şunları söylüyordu; “Ne mutlu sana Ey Ebu Talib’in oğlu. Senin gibi kim olabilir. Allah Azze ve Celle seninle meleklere övünüyor. Bu esnada “İnsanlardan öylesi vardır ki Allah rızasını kazanmak için canını satar (feda eder.) ayeti nazil oldu.”[45],[46] Bu manada bir nüzul sebebi de Abdullah b. Abbas’tan nakledilmiştir.[47]

5-                  Ali İmran Suresi ve “Mübahele” Ayeti;

Şa’bi, Abdullah b. Abbas’tan şöyle nakletmektedir; “ (Hristiyan) Necran heyeti Peygamberimizin (s.a.a) yanına geldi. Peygamber onları İslam’a davet etti. Onlar senden önce teslim olduk dediler. Peygamber (s.a.a), yalan söylüyorsunuz. Eğer dilerseniz sizi İslam’dan alı koyan şeylerin haberini veririm, dedi. Onlarda bildir o zaman dediler. Peygamber, Haça olan sevginiz, içki ve domuz eti, dedi. Ardından onları Mübaheleye davet etti…. Ertesi gün Peygamber (s.a.a), Ali (a.s), Fatıma (s.a), Hasan (a.s)  ve Hüseyin’in (a.s) elinden tutarak anlaştıkları yere geldi……ancak Necran Hristiyanları Peygamberle (s.a.a) Mübahe etmekten sakındılar ve vergi ödemeyi kabul ettiler. Peygamber (s.a.a) buyurdu: Eğer Mübahele yapmış olsalardı vadi onlara ateş olacaktı. Bunun üzerine şu ayet nazil oldu: “Sana iyice bildirildikten sonra da gene bu hususta seninle tartışan olursa de ki: Gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı çağıralım, biz bizzat gelelim, siz de gelin. Ondan sonra da dua edelim ve Allah'ın lânetini yalancılara havale edelim.”[48] Şa’bi şöyle devam ediyor: Ayette geçen çocuklarımızdan maksat, Hasan (a.s)  ve Hüseyin (a.s) , kadınlarımızdan maksat Fatıma (s.a) ve kendimizden maksat ta Ali b. Ebu Talib’tir (a.s).”[49]

6-                  Nisa Suresi ve “Ulu’l Emir” Ayeti;” Ey iman edenler, Allah'a itaat edin; elçiye itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine de.”[50]

Kur’an müfessiri Mücahit bu ayetin tefsirinde şu açıklamaları yapmıştır: “Ey inananlar” Yani; Tevhidi tasdik edenler. “Allah’a itaat edin” Yani; Farzlarına uyun. “Elçiye itaat edin” Yani; Sünnetine uyun. “Emir Sahiplerine de) Bu ayet Peygamber (s.a.a) Medine’de kendi yerine bıraktığı zaman Emirel Müminin Ali (a.s) hakkında nazil olmuştur.” Ali (a.s),  ey Allah’ın elçisi! Beni kadınlar ve çocuklarla mı bırakıyorsun dediğinde, peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu: “Senin bana olan durumunun, Harun’un Musa’ya olan durumu gibi olmasını istemez misin? Musa, Harun’a şöyle dedi:” Kavmin içinde halifem ol ve onların işlerini düzelt.” Ve Allah buyurdu: “Sizden olan emir sahiplerine” O Ali b. Ebu Talib’tir (a.s). Allah, Muhammed’den sonra Ali b. Ebu Talib’e (a.s)  Velayet verdi.”[51]    

7-                  Maide Suresi ve “Rukuda Zekat” Ayeti;

Sahabe Enes b. Malik şöyle anlatmıştır: “Peygamber efendimiz öğle namazını kılmak için evden dışarı çıkmıştı.   O esnada Ali (a.s)  mescitte namaz kılıyordu. Bir dilenci insanlardan yardım istiyordu. Dilencinin sözleri Ali’nin (a.s)  kalbine etki etti. Sağ elini arkasına doğru uzatarak işaret etti. Dilenci yanına geldi ve parmağındaki yüzüğü aldı. Bu olaydan sonra Allah Teala onun hakkında bir ayet indirdi. Namazını kıldıktan sonra Ali (a.s)  evine gitmişti. Peygamber (s.a.a) haber salarak onun yanına çağırdı ve bu gün Allah ile ile aranda ne yaptın diye sorunca Ali (a.s) durumu Peygambere (s.a.a) anlattı. Peygamber ne mutlu sana ey Ebu’l Hasan Allah senin hakkında şu ayeti “Sizin dostunuz, sahibiniz, ancak Allah'tır ve Peygamberidir ve inananlar, namaz kılanlar ve rükû ederken zekât verenlerdir.[52]” indirdi diye buyurdu.”[53]

8-                  Hâkka Suresi ve “Kavrayan Kulak” ayeti;

Hz. Ali (a.s) Peygamberimizin (s.a.a) kendisine şöyle buyurduğunu nakletmiştir: “ Ey Ali! Doğrusu Allah seni kendime yaklaştırmamı ve kavraman için sana öğretmemi emretti.” Bunun üzerine şu ayet nazil oldu “Bu, size bir öğüt ve ibret olsun ve belleyip unutmayan kulaklarda kalsın diye.”[54] Peygamber (s.a.a) buyurdu: ”Sen ilmimi (kavrayan ve) unutmayan kulaksın.”[55]                     

9-                  Beyyine Suresi ve “Hayrul Beriye” Ayeti;

Abdullah b. Abbas şöyle nakletmiştir: “İnananlar ve iyi işlerde bulunanlarsa: Onlardır şüphe yok ki yaratılmışların en hayırlıları.”[56] Ayeti nazil olduğunda  Peygamber (s.a.a) Ali’ye (a.s)  şöyle buyurdu: “Bu sen ve taraftarınsın. Kıyamet günü razı olmuş ve razı olunmuş bir şekilde sen ve taraftarların gelirsiniz.”[57]

 

SONUÇ

Yapılan açıklamalar doğrultusunda maddeler halinde şu sonuçlara varabiliriz;

          -Peygamber (s.a.a) ve Hz. Ali (a.s) arasındaki ilişki sadece akrabalık ilişkisi değil ilahi bir bağdır.  Bu bağ Kuran ve Hz. Ali (a.s) arasındaki bağı da ilahi bir renge büründürmüştür.

-Hz. Ali (a.s), Kur’an’ı yegâne kurtuluş manifestosu ve insani değerlerin evrensel anayasası olarak görmektedir.

-Peygamberden  (s.a.a) sonra Kur’an’a en iyi vakıf olan Hz. Ali’dir (a.s). Buna göre İslam’ın evrensel kitabını her asır ve çağda öğrenmek isteyenler Hz. Ali (a.s)  ve onun soyundan gelen Ehli Beyt imamlarının kapılarını çalmalıdırlar.

-Kur’an’ın ayetleri uyarınca Hz. Ali (a.s)  ve 12 İmam bu dünyada uyulmaları gereken doğru yol yani “Sırate’l Mustakim’dirler.”

-Hz. Ali’ye (a.s) uyanlar Allah’ın emir ve yasaklarına riayet eden, gayba inanan takvalı kullardır.

-Kur’an’ın ayetleri uyarınca Hz. Ali (a.s) ve 12 İmam Allah tarafından seçilmiş hak halife ve imamlardır.

-Kur’an’ın ayetleri uyarınca ahrette de kurtuluşa erecek olanlar Hz. Ali’ye (a.s) taraftar olanlardır.

-Kur’an’ı Kerim’in her suresinde Hz. Ali a.s hakkında bir belirti ve iz bulunmaktadır. Kur’an teorik ilahi düsturlar, Hz. Ali (a.s) pratik yaşayan Kur’an’dır. Bundan dolayı evrensel İslam dininin incelik ve güzelliklerini yaşamak ve yaşatmak isteyenler için Hz. Ali (a.s) ve diğer masum pak imamlar alınacak yegâne örnektir.

 



[1] - Murtaza Mutahhari, Bilinmeyen Simasıyla Hz. Ali (a.s), s.7.

[2] - Yusuf b. Mutahhar Hilli, Keşfu’l Yakin Fi Fezail’i Emiri’l Müminin, s.2.

[3] - Seyit Razi, Nehcu’l Belağa, Tercüme Kadri Çelik; 192. Hutbe, s. 305.

[4] - Kadı Nurullah Şuşteri, İhkaku’l Hak ve İzhaku’l Batıl, c.5, s.622.

[5] - Kuran’ı Kerim’in Ahzap Suresinin “Gerçekten Allah, siz Ehl-i Beyt’i her türlü pislikten (ve günahtan) temizlemeyi irade etmiştir.” Ayet-i kerimesi nazil olduğunda, Hz. Muhammed s.a.a eşi Hz. Ümmü Seleme’nin (veya Aişe’nin) evinde, Hz. Ali’yi, Hz. Fatıma’yı, Hz. Hasan’ı ve Hz. Hüseyin’i kendi abası altına toplayarak “Allah’ım şahit ol bunlar benim Ehl-i Beyt’imdir” diye buyurduğunda, Ümmü Seleme annemiz ey Allah’ın elçisi ben de Ehl-i Beyt’ten miyim diye sorduğunda Peygamberimiz (s.a.a.), senin de makamın yücedir ama Ehl-i Beyt’ten değilsin diye cevap vererek  ayette geçen Ehl-i Beyt’in yukarıda belirtilen özel kişiler olduğunu göstermiştir.”   Muhammed b. Yusuf Salih Dımeşki, Subule’l Huda ve’r-reşat Fi-Sireti Hayri’l İbad, c.11, s.13.

[6] - Seyit Mahmud Alusi, Ruhul Meani, c.16,s.105, İbni Kesir Dimeşki , Tefsiru’l Kur’an’il Azim, c.7, s.187, İbni Munzir, Lisanu’l Arap c. 4 s.538 .

[7] - Seyit Razi, Nehcu’l Belağa,Tercüme Kadri Çelik, Hutbe.122, s.178.

[8] - Hafız Ebu Naim İsfehani, Hilyetu’l Evliya ve Tabakatu’l Esfiya, c.1 s.70.

[9] - Muhammed Hadi Marifet, Kur’an İlimleri, Tercüme Burhanettin Bozdağ s:153.

[10] - a.g.e.

[11] - İbni Ebi’l Hadit, Şerhi Nehcu’l Belağa, c.1, s.19.

[12] - İbni Esir, En’nihaye Fi Ğaribi’l Hadis’i ve’l Eser, s.1, s.212.

[13] - Hakim Haskani, Şevahidu’t-tenzil li-Gavaidu’t-tefzil, c.1,s.39.

[14] - a.g.e. s.39.

[15] - a.g.e, s.42.

[16] - a.g.e, s.47.

[17] - a.g.e, s.42.

[18] - a.g.e, s.43.

[19] - a.g.e, s.43.

[20] - a.g.e, s.48.

[21] - Seyit Razi, Nehcul Belağa, Tercüme; Kadri Çelik, Hutbe, 1, s38.

[22] - a.g.e,  Hutbe.176, s.252.

[23] -  a.g.e.

[24] - a.g.e,  Hutbe.176, s.252.

[25] - a.g.e,  Hutbe. 18, s. 58,59.

[26] - İbnil-Şube Harrani, Tuhafu’l Ukul, s.150,

[27] - Mücadele:12.

[28] - Hakim Haskani, Şevahidu’t-tenzil li-Gavaidu’t-tefzil, c.2 ,s.311.

[29] - Fazl b. Hasan Tabersi, Mecmeul Beyan Fi Tefsiril Kur’an, c.9, s.379.

[30] - Hakim Haskani, Şevahidu’t-tenzil li-Gavaidu’t-tefzil, c.1, s.52.

[31] - a.g.e, s.52.

[32] - a.g.e, s.52.

[33] - a.g.e, s.55.

[34] - a.g.e, s.63.

[35] - a.g.e, s.64.

[36] - a.g.e, s.71.

[37] - Zehebi, Tezkiretu’l Huffaz, c.3, s.120.

[38] - a.g.e.

[39] - Hakim Haskani, Şevahidu’t-tenzil li-Gavaidu’t-tefzil, c.1, s.76.

[40] - Ali b. İbrahim Kummi, Tefsiri Kummi, c.1, s.30, Muhammed b. Muhammed Rıza Kummi, Tefsiru kenzu’d-dekaik ve Bahru’l Ğaraib, c.1, s.69.

[41] - Hakim Haskani, Şevahidu’t-tenzil li-Gavaidu’t-tefzil, c.1, s.86.

[42] - Muhammed b. Muhammed Rıza Kummi, Tefsiru kenzu’d-dekaik ve Bahru’l Ğaraib, c.1, s.69.

[43] - Bakara:274.

[44] - Ali b. Ahmet Vahidi, Esbabu Nuzüli Kur’an, s,94.

[45] - Bakara:207.

[46] - Hakim Haskani, Şevahidu’t-tenzil li-Gavaidu’t-tefzil, c.1,s.123, Seyit Mahmud Alusi, Ruhul Meani, c.1, s.492.

[47] - Fazl b. Hasan Tabersi, Mecmeu’l Beyan Fi Tefsiri’l Kur’an, c.2, s.535.

[48] - Ali İmran: 61.

[49]- Hakim Haskani, Şevahidu’t-tenzil li-Gavaidu’t-tefzil, c.1, s.159, Seyit Mahmud Alusi, Ruhul Meani, c.2,s.181, Celaluddin Suyuti, Ed-durru’l Mensur Fi Tefsiri’l Ma’sur, c.2, s.39.

[50] - Nisa:59.

[51] - Hakim Haskani, Şevahidu’t-tenzil li-Gavaidu’t-tefzil c.1, s.190, Seyit Haşim Bahrani, El-Burhan Fi Tefsiri’l Kur’an, c.2, s.103.

[52] - Maide:55.

[53] - Hakim Haskani, Şevahidu’t-tenzil li-Gavaidu’t-tefzil c.1, s.215, Ali b. Ahmet Vahidi, Esbabu Nuzüli Kur’an s.202, Fazl b. Hasan Tabersi, Mecmeul Beyan Fi Tefsiril Kur’an, c.3, s.324, Celaluddin Suyuti, Ed-durrul Mensur Fi Tefsiri’l Ma’sur, c.2, s.39, Muhammed b. Cerir Taberi, Camiu’l Beyan Fi Tesiri’l Kur’an, c.6, s.186.

[54] - Hakka:12.

[55] - Hafız Ebu Naim İsfehani, Hilyetu’l Evliya ve Tabakatu’l Esfiya, c.1, s.70.

[56] - Beyyine:7

[57] - Hakim Haskani, Şevahidu’t-tenzil li-Gavaidu’t-tefzil c.2, s.461, Muhammed b. Cerir Taberi, Camiu’l Beyan Fi Tesiri’l Kur’an, c.30, s.171, Celaluddin Suyuti, Ed-durrul Mensur Fi Tefsiri’l Ma’sur, c.6, s.379.